29 Aralık 2013 Pazar

gurur








beni bir tohum gibi toprağa gömecekler
ara ara su döküp
yeşerecekmiyim diye merak edecekler

inat edip

yeşermeyeceğim.














.












.







10 Ekim 2013 Perşembe

tortu









Bu gece öksüren sigaramın eşliğinde penceremin önünde
Uykusunu alamamışların o alışılmamış sessizliğini
Dışarıdaki yağmurun seslerini dinledim bir süre
Yüzünü göremiyordum
Denize baktım
Sana baktım uzun uzun













.

8 Ekim 2013 Salı

şehrin kayıp hikayeleri




bir şehrin kayıp hikayelerini o şehrin sanat galerilerini ziyaret ettiğinizde bulabilirsiniz.

- sabah yedide çıkıyorum evden işe gidebilmek için. akşamın dokuzlarına kadar süren yoğun bir tempom var anlayacağın.
- elbette tiyatroya gidiyorum. kitap da okurum. mesela pazar günlerimi sırf kendime ayırırım bu yüzden.
- hiç dinlenemiyorum. bu nedenle pek sosyalleşemiyorum. genelde tatil günlerimi evden dışarı çıkmadan geçiririm.
- gazete falan okumuyorum. mümkünse televizyonda seyretmem. ruhum daralıyor.
- biz ekmek kavgasındayız oğlum. bilmeyiz öyle şeyler.
- tek eğlencemiz televizyon. biliyorum sen şimdi dizilere falan kızıyorsun ama başka bir eğlencemiz yok ki.
- kendimce bir tarz edindim. arkadaşlarımı bu nedenle seçerim. herkes düşmanında olabilir, dostunda. dikkatli olmak lazım değilmi. ne bilim böyle sözler iliştirilmiş sanki kulak arkamıza.
- otobüsü kaçıracam diye yol ortasındaki kazayı iyice seyredemedim. inşallah ölen falan yoktur. ama o arabalardan sağ birinin çıkması imkansız görmeliydin.
- küçücük maydonoz demetini 1.5 liraya verdi gavur. alsan bir türlü, almasan bir türlü. ne olacak bizim bu halimiz be yeğenim.

bu yüzden belkide kitaplar yazıldıkça karakter sıkıntısı çekmekte hiç zorlanmıyoruz. çünkü hangi hikayeden başlarsak başlayalım muhakkak kendi dünyalarının içinde kaybolmuşların adreslerine bir şekilde ulaşıyoruz.













.

7 Ekim 2013 Pazartesi

duvar mavi , bulut beyaz




Benim buralarda teller kopar, elektrikler kesilir, su gider, susuz kalırsın sevgili. 
Dün gecede oldu bu bana. Tam solurken kelimelerini, içine düştüm bir kez daha kör kar
anlığın. Oysa ne uzun yazmıştım sana söylemek istediklerimi. Daha çok söyleye bildiklerimi. Şimdi fotoğraflarında dolaşıyorum. Kendimi inançsız, geride bıraktıklarına bağışlatıyorum. Gözlerindeki hüznü kalemimle siliyorum. Kalem kırılıyor, ben daha derin üzülüyorum. Hani elmacık kemiğin sevinirde, tenine verir ya pembe rengini. Yanakların al al olur ya. İşte o malum düşlerdeyim şimdi. Yanaklarım pembe, utancım arsız.

Benim buralarda teller kopar sevgili. 
Dibine düşersin karanlığının. Düşlerine perde gerer nefretinle direndiklerin. Kimi zaman sistem zorlar seni, kimi zaman yaşama küser senden önce bileklerin. Oysa sana söylemek istediklerim, kendimle ilgili. Söyleyemediklerime sebep arama. Ne olur, sende yaratma. İzin ver nefesime sarayım seni. Hani demiştim ya yanaklarım pembe, utancım arsız diye. Bak şimdi mavi, bulut beyaz. Ellerimde dün akşamın izleri. Dokunuşlarımı unut, bedenim soğuk benim. Yanaklarım mavi, bulut beyaz. Görmek istediklerim sadece ara sıra uğrar bana. Düşlerim gibi. Biraz biraz.

Benim buralarda teller kopar sevgili. 
Rüzgâr eser, ağaç dallarına takılır narin bedenleri. Gaz lambasında yazarsın, daktilonun tuşlarında bulduğun sonsuz derinlikleri. Tuşlar susar, sense uyutursun tüm geceyi. Gece uyur, sen büyürsün. Kalemin sözlerinde. Daktilomun şeridinde. Tüm yazabildiklerim kendimle ilgili.

Sense 
Düşlerimdesin artık sevgili.












.



28 Eylül 2013 Cumartesi

insan sanatı





"belkide zamanın en acıklı olayı, tüm insanların aynı kaderi paylaşıyor olmalarıdır."


Sakin, huzurlu gölgelikleri, fazla yüksek olmayan bahçe çitleri ve ağaçların yüz seviyesinde açan çiçekleriyle, aynı evi paylaşıyor olmak dı belkide bizi bir arada tutan. Yıllar sonra bir gün, şu duvarda sararmış bir resim görecek, nedenini pek bilmeden bir şeyleri tanıdık bulacaktık belkide. Çıplak bir ruhla yazılmış bir kaç şiir yaprağı, masasının üzerinde tortusu kristal ize olmuş kirli kadehi, onun sana ne söylemek istediğini anlatacaktı belkide.

İnsanlar kendi dertlerinden olduğu kadar, başkalarının üzüntülerinden de ölebilirlerdi. Yontulmaya başlamış bir kurşun kalemle birlikte, insanlar kendileri ile sessizce konuşmaya başlayacak, anlatılanların o evin içindeki yaşanmışlıklar olmasına oldukça şaşıracaklardı. Aynı kaderde buluşanların, zamanın en acıklı olaylarına sahip çıkanların bahçelerindeki ağaçlar oldukça yaşlanmışlardı. Yaşlı ve büyük ağaçlar konuşmaya başladıklarında, gölgeliklerde bizi anlatırdı. Tüm terk edilmiş bahçeli evlerde olduğu gibi. 

İçten içe kızıyorsun belkide. Hiç kıpırdamadan, yalnızca düşüncelerde kalmak üzüyor olmalı. Kaba saba et yığınları gibi düşmüş cümlelerin arasından, kendi cinayetini arar gibi çabalara sarılman, gerçekte yalnızlaştırandır seni belkide. Aradığın, bulmak istediğin bir yalnızlıkla mücadeleci öfken, hiç bitmeyen çalkantılı bir iç savaşın mağlubüydün sen belkide. İçinde birazcık dahi nezaket yada paylaşım yok. O tüm zihinsel becerilerini, beden hareketlerinde yoğunlaştırıyorsun. Oysa beden nakşeden bir kederin aynası gibi karşımda durdukça, üzüntüden ölebilirdi insan. Yorulmuşsun. İnce dallardan bir meşale yakıyorum şimdi. Kendiyle barışık bir yüz. Gerginlik yok, sadece bir avuç umut bırakılmış bize sanki. Gülümsüyorum bak, göre biliyormusun. 

kimbilir 

"belkide zamanın en acıklı olayı, tüm insanların aynı kaderi paylaşıyor olmalarıdır. yanılgıların bile bir sebebi vardır. sebepsiz nedenler üretemez insan. ve her neden kendi içinde bir insan sanatı barındırır. aksini düşünür ama nedensiz yaşayamaz insan."












.

5 Temmuz 2013 Cuma

serçelerin süvarisi







"Beni de götür" denen şu iki kelimenin eriminden, tüm sevgileri söküp alan cinnet şakımaları bile, şu gafil ölüm bile, silemiyor sevdiğimi yaralı yüreğimden.

Durduğu yerde durmuyor ki, ben dursam o ezberinden olmuyor ki ve zaman kendi nehrinde akıp giderken hızlı ve keskin, kanatsız çırpınıyorum işte gör;

beni de götür. 













.