23 Aralık 2015 Çarşamba

Lorca




Özgür olmayan insan nedir?
Söyle bana, Mariana.
Söyle seni nasıl sevebilirim
Özgür olmazsam?
Sana kalbimi nasıl açabilirim
Bu yürek benim değilse?


İspanyol şair Garcia Lorca, İspanya iç savaşında, Ağustos 1936 yılında faşistlerce kurşuna dizilmeden önce son şiirini okuyor:









.

11 Haziran 2015 Perşembe

Komünist Şairler



Tan yeri, kırmızı alevlerle tutuştu.
Güneş doğdu
Gecenin ağaran, sönen gölgeleri
Cılız çamlıklarla örtülü sırttan
Kızarıyor yavaş yavaş tütün tarlalarında

Deniz kızmış gibi bu sabah
Vapurun ardından beyaz köpükler elmas gibi parladılar
Güvertede bacak bacak üstüne atmış bir kadın
Kucağındaki ay çekirdeği kabuklarını fırlatıyor dalgalara
Gözlerin ne güzel senin
Erkekler süzüyor çeşitli kıllıklarda
Sular taşıyor vapurun kenarlarından
Çıldırmış
Dalgaların beyaz köpükleri parlıyor ışıl ışıl
Her kafadan bir ses
Görüyormusun
Saçlarım sakallarım birbirine karışmış
Ter ve deri kokuyorum
Serçeler gibi pis tırnaklı

Sözlerim üşüyor bu sabah
Duyuyormusun









.

23 Mayıs 2015 Cumartesi

Peki, ne yapmıştı Farkhunda?



Farkhunda, 27 yaşında bir Afgan kadınıydı. Öğretmen olacaktı.
19 Mart 2015 tarihinde bir caminin önünde muska satan bir molla ile tartışmasının bedelini bir grup öfkeli homo habilis tarafından linç edilerek ödedi. Taşlar ve sopalarla feci şekilde dövüldü, yerlerde sürüklendi, bir çatıdan aşağı atıldı, arabayla çiğnendi ve benzinle yakılarak can verdi!

Peki, ne yapmıştı Farkhunda? O, bir molladan kötülükleri kovmak için muska satın alan kadınları bunlara para vermeyin, bunların İslam'da yeri yoktur diye uyarmıştı sadece.
Kesesini doldurmak için küçük kâğıt parçalarına dua yazıp insanlara hap gibi din satan o mollanın bir kadının cüreti karşısında afallayıp "Kuran yaktı bu kadın" iftirasıyla ortalığı velveleye vereceğini ve bunun sonucunda oraya toplanan bir grup hayvansı tarafından vahşice linç edileceğini bilebilir miydi? "Ben bir Müslüman'ım ve Müslümanlar Kuran yakmaz" diye feryat etti ama dinletemedi.

Vahşeti durdurmak için çevredeki polislerden yardım isteyen birkaç doğru düzgün insanın aldığı cevap ise, boş verin bu da İslam düşmanlarında ibret olsun şeklindeydi. O öldürülürken, bedeni paramparça edilirken öylece bekledi polisler.
Ama umdukları gibi olmadı. Farkhunda'nın parçalanmış ve yakılmış bedeni binlerce Afgan kadınının öfke seline dönüştü. Yüzlerce yıldır süren bu erkek düzenine, alınmaya, satılmaya, tecavüze uğramaya ve aşağılanmaya karşı Farkhunda'nın ölü bedeninde hayat bulan bir öfke seline. Kadınları hayattan silen, zindanlara hapseden o molla düzenine inat Farkhunda'nın cenazesi binlerce kadının omuzlarında yol aldı. Ve o kızı yetiştiren baba istedikleri gibi kızından utanmadı, onu lanetlemedi. Ailesinin soyadını Farkhunda olarak değiştirdi!
Olayın ardından hem Afganistan'da hem de bütün dünyada tepkiler çığ gibi büyüdü. Afganistan'da açılan soruşturma neticesinde 26 kişi tutuklanırken 13 polis açığa alındı. Arkası gelir mi, gerçekten suçlu olanlar adalet önünde hesap verir mi, bilinmez.












.






22 Mayıs 2015 Cuma

HES’ler ceylanları öldürüyor






Yazıya başlarken ilk önce bu görüntülerdeki katliama sebep olan kim varsa gelmişini geçmişini diyorum. Evet gittikçe yamuklaşan ve yozlaşan bu ülkede doğa katliamlarına bir yenisi daha eklendi. İnsanın bitip tükenmez rant ve enerji ihtiyacı hırsı yeryüzünü kirlettiği gibi canlı formlarını da hızla yok etmekte. 

Kastamonu’nun Çaykaşı köyünde bulunan Hidroelektrik santrali kanallarında hemen hemen her gün yabani hayvan ölümü yaşanıyor. Sosyal medyada paylaşılan Çaykaşı köyü Hidroelektrik santralinde suya ulaşmaya çalışırken boğularak can veren ceylanların fotoğrafları hayvan severleri ayağa kaldırdı.



Hes su kanallarında yaşanan hayvan ölümlerine sert tepki gösteren Hayvan Hakları Konfederasyonu Kurucular Kurulu, Marmara Hayvan Hakları Federasyonu, Anadolu Hayvan Hakları Federasyonu ve İstanbul Hayvan Hakları Derneği’nin ortalaşa yaptıkları yazılı açıklamada Orman ve Su İşleri Bakanlığı ile Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlıklarının duyarsızlıklarına dikkat çekerek; “Akarsuların yataklarını beton ve taş setlerle kanallara dönüştüre Hes’ler yaban hayvanlarının suya ulaşmasını imkânsız hale getirdi.

Yüksek beton setlerden kayarak ve düşerek kanallarda can veren ya da susuzluktan ölen hayvan sayısı bilinmiyor. Elimizdeki görüntü yüksek kanallarda hapsedilmiş yüzlerce akarsuyun yalnızca birinden. Bir yandan sayısı fazla olan yaban hayvanlarının avlanarak öldürülmesini ihaleye çıkaran Orman ve Su İşleri Bakanlığı, bir yandan da doğanın ve yaşayanların ölümüne Hes’lere verdiği izinle neden olan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı.



Sözde korumaya çalıştıkları yaban hayvanlarının yok olduğunu gören ve Bakanlıklar karşısında eli kolu bağlı kanal Doğa Milli Parklar Koruma Bölge ve Şube Müdürlükleri. Bu acımasız, bilimsel bilgiden uzak yalnızca rant amaçlı suyu yok eden yatırımların ülkemizde ve yeryüzünde insanıyla, hayvanıyla, bitki örtüsüyle, hayatı nasıl adım adım sonlandırdığını görmek ve anlamak için uzman olmaya gerek yok.

Hes çevrelerinde yaşayan tüm insanlar bu katliamların canlı tanığı zira bu garip projelerin uzun vadede yapacağı hayat üzerindeki ölümcül tahribat tartışılamaz bile. Akarsu yataklarının hapsedilmesine, Hes’lere kesinlikle karşı çıkılmadır ve acilen yaban hayvanlarının erişebileceği nokta ve geçişlerin yapılması zorunludur.” şeklindeki ifadelere yer verildi.











.



19 Mayıs 2015 Salı

Gezi Parkı bahçıvanının oğlundan dev tablo


gezi-parkı

21 yıl boyunca gezi parkıyla ilgilenen bahçıvanın ressam oğlu, gezi parkı eylemlerinin 2.yılına özel dev bir tablo yaptı. Çocukluğu gezi parkında geçen ressam Haydar Özay, 50 metrekarelik dev gezi tablosunu tamamladı.  Tablo, gezi olaylarının 2.nci yıldönümü olan 30 mayıstan itibaren görülebilecek. 

Haydar Özay, 1 yıldır 50 metrekarelik Gezi tablosu üzerinde çalışıyor. Yağlıboya tabloda, Gezi sürecinde yaşamını yitiren çocuklar, anneleri, Çarşı, penguenler, kırmızılı kadın , turnalar, Soma, Mücella Yapıcı, sarı kanarya, TOMA kovalayan POMA, doğum sahnesi gibi soyutlamalar var. Turnalar Anadoluya, Alman Şair Schiller’in “Turnalar siz anlatın katillerimi!” tiradının yer aldığı baladı “Ibicus’un Turnaları”na gönderme. Sponsor yok; masrafları Gezi’deki gibi imece usulü karşılanan tablo, 30 Mayıs’ta, yapıldığı yer olan İstanbul Taksim’deki Mimarlar Odası’nın terasında sergilenecek, sonbaharda yurtdışı turnesine çıkacak.

Mimar Sinan Üniversitesi (MSÜ) Resim bölümü mezunu ve aynı bölümde yüksek lisans yapmış ressam Haydar Özay anlatıyor: “Babam Cemal Özay 1979’da, Gezi Parkı’na bahçıvan olarak girmiş. 21 yıl park ve ağaç düzenlemesini yaptı, Gezi’den sorumluydu. Canla başla çalışırdı. Orada geçti çocukluğum. Bu resmi yapmamı çok istedi. Anadolu insanının sanata duyarlığı benzersizdir. Köyde koyun otlatırken çizdiğim desenleri zaman zaman sergilerim. Çoban ressamlığı ile akademi eğitimini birleştirdim.”

BERKİN ELVAN’IN AİLESİ GELDİ

“2006’da, Şan Tiyatrosu’nda Büyük İstanbul Resmi’ni yaptım, 14×5 metre ebadında. Gezi’yi resimlemek, yeni bir üslup ihtiyacı doğurdu. Birbirine çok uzak, belki çok yakın pek çok şeyin yan yana getirilmesi var, duygusal zorluk var. Resmini yaptıklarımızın anne-babası ziyarete geliyor. Berkin’in, Hasan Ferit’in ailesi geldiler.”

SON FİGÜR ÖZGECAN ASLAN

“Gezi devam ederken desenler çizdim, notlar tuttum, fotoğraflar çektim. Çok yakınındaydım sürecin. Mücella Hanım’a resim için yer aradığımı söyledim, buraya davet etti. Acele etmeden, çok inanarak çalışmamda ısrarcı oldular. Mücella Yapıcı’yı, kendisini İstanbul’a adamış, onu koruyan bir tatlı cadı olarak resmettim. Süpürgesinin üstünde, kucağında Haydarpaşa binası. İstanbul’a tutkusunu, mücadelesini biliyorum. Özgecan var son eklediğim, Berkin Elvan var bilyeleri ve köpeğiyle, uçurtmasıyla. Mehmet Ayvalıtaş Berkin’in uçurtma ipini tutuyor, resmi yaparken yitirdiğimiz annesi saçını tarıyor. Ethem Sarısülük kararlılığıyla burada, Hasan Ferit, kravatlı Medeni Yıldırım. Uğur Kurt çocuğuyla. Hatay’dan üç çocuk; Ahmet Atakan, Ali İsmail, Abdullah Cömert. Soma var. Timsah ile kılıç balığının kavgasını Gezi savaşlarını sembolleştirmek için koydum. Penguenleri basın eleştirisi olarak, kayıp düşerken. Umudu sembolleştirmek için yunus balığının doğum sahnesi. Kurukafanın dişleri, kepçenin dişlerine karışmış; ölümün dişleri gibi. Çarşının çubuk forması. Ben de varım.”

Ressam Haydar Özay, Taksim Dayanışması’nın en önemli bileşeni Mimarlar Odası’nın terasında yaptığı çalışma için “Gezi ruhuna keşif gezisi bu. O ruhu bir romancı bakışıyla resmettim” diyor







.

17 Mayıs 2015 Pazar

Chris McCandless'ın hikayesi





Bu fotoğraf 1992 yılında bir avcı tarafından Alaska yaban hayatında bedeni bulunmadan önce Chris McCandless'in kendini çektiği son fotoğraf. 1992 yılından tam bir sene önce Nisan ayında, Chris McCandless, Alaska yaban hayatına doğru yanına çok az yiyecek ve ekipman alarak daha basit bir hayat yaşamayı ümit ederek maceraya atılmıştı. 1992 yılının Ağustos ayında öldü. Resmi ölüm nedeni ise açlık diye belirtilmiş. McCandless'in hikayesi ''Into the Wild'' adlı kitaba ilham kaynağı olmuş.

Christopher Johnson McCandless ya da takma adıyla Alexander Supertramp Amerikalı gezgindir. Mayıs 1990'da tarih ve antropoloji üzerine lisans eğitimini tamamlar. Bir aile dostu tarafından yüksek lisans eğitimi için kendisine verilen 25.000 Amerikan dolarını Alexander McCandless ismiyle daha sonradan Süper Berduş anlamına gelen Supertramp soyadını kullanacaktır. Oxfam International adlı bir açlıkla mücadele vakfına bağışlar. Ailesini, arkadaşlarını, kısaca yaşadığı toplumu terk ederek iki yıl boyunca Amerika ve Meksika'nın kuzeyini kimi zaman yürüyerek kimi zaman otostop çekerek kimi zamansa bir kano ile yanında sadece bir sırt çantasıyla dolaşır.
İki yılın ardından Asıl Yolculuk olarak adlandırdığı ve medeniyetten uzak olduğu için sürekli hayalini kurduğu Alaska yolculuğuna başladı. Bu, onun son yolculuğu olmuştur. Chris, Nisan 1992'de otostop ile Kuzey Dakota'dan, Alaska'nın Fairbanks şehrine ulaştı. Son olarak 28 Nisan 1992'de Chris'i kamyoneti ile vahşi doğaya bırakan Jim Gallien tarafından görüldü. Chris, Jim'in hediye ettiği bir çift bot, iki adet sandviç ve bir paket mısır cipsi ısrarı dışında Jim'in hiçbir tavsiyesini dinlemedi. Chris, Jim'in kamyonetinden ayrıldıktan sonra şans eseri denk gelip içerisine yerleşeceği terk edilmiş otobüsü bulana kadar yaklaşık olarak 64 kilometre yürümüştür. Yanında sadece 4.5 kilogram pirinç, bir yarı otomatik tüfek, arasında yerel bitkiler hakkında bilgi veren kitapların da bulunduğu birkaç kitap ve birkaç kamp ekipmanı vardı. Orada geçirdiği süre boyunca kirpi, sincap, kuş ve Kanada geyiği gibi hayvanları avlayıp yiyen Chris, kısa notlar ile günlerini not etmiştir. Notları toplam olarak 112 günü içermektedir. Yaklaşık üç ay boyunca terk edilmiş otobüste yaşayan Chris, Temmuz 1992'de geri dönmeye karar verdi. Fakat geri dönmeye çalıştığında Teklanika Nehri'nin yükselmiş olduğunu fark etti. Av bulamayan Chris, bir gün yaralandı ve zayıflayıp güç kaybetmeye başladı. Nehri geçemeyen Chris etrafa yardım notları bırakmaya başlamıştır. Bu notlarda tam olarak şunlar yazıyordu:

Dikkat muhtemel ziyaretçiler. S.O.S. Yardımınıza ihtiyacım var. Yaralıyım, ölmek üzereyim ve buradan çıkmak için yeterince gücüm kalmadı. Tek başımayım ve bu bir şaka değil. Tanrı aşkına, beni kurtarın. Yakınlarda meyve topluyorum ve bu akşam dönmeliyim. Teşekkür ederim, Chris McCandless. Ağustos?
Alaska'da vahşi doğada dört ay boyunca yanında harita, pusula gibi ekipmanlar dahi olmadan, çok az malzemeyle hayatını devam ettiren Christopher, Ağustos başlarında hayatının son hatasını yaptı: O dönemde av bulamadığından çevreden topladığı meyve ve bitki kökleriyle yaşayan Chris, zehirli bir bitki tohumunu (Hedysarum alpinum veya Hedysarum mackenzii) yiyerek zehirlendi. 12 Ağustos'ta günlüğüne son kaydını düştü: "Harikulade Böğürtlenler".



18 Ağustos 1992'ye kadar çetelesini tuttuğu günler dışında yaşadığına dair bir iz bırakmayan McCandless 18 Ağustos sabahı Louise L'Amour'un biyografisi olan "Bir Gezginin Eğitimi" adlı kitabın son sayfasını kopardı. Sayfanın bir yüzünde L'Amour'un, Robinson Jeffer'in "Kötü Anlarında Bilgeler" şiirinden alıntıladığı dizeler yer alıyordu. Sayfanın boş olan diğer yüzünde ise McCandless'in kısa bir veda yazısı yer alıyordu: "Mutlu bir hayat yaşadım ve bu yüzden Tanrı'ya müteşekkirim. Hoşça kalın, Tanrı hepinizi kutsasın".


Ölüm yaman bir tarlakuşu, ne var ki yüzyıllara
Kas ve kemikten fazlasını bırakıp da ölmek
Çoklukla bir zayıflık göstergesidir.
Ölü taşlardır dağlar, ya imrenilir
Küstah sessizlikleri, endamları
Ya da bu yüzden onlardan nefret edilir.
Ne yürekleri yumuşar dağların, ne canları sıkılır
Ve birkaç ölü adamın düşünceleri dağlarla aynı mizacı taşır.


Cansız bedeni 6 Eylül 1992'de, kaldığı otobüste Butch Killian adlı bir avcı tarafından bulundu. Bulunduğunda 30 kg olarak tartılan bedeninin, bulunmasından yaklaşık olarak iki hafta önce yaşam faaliyetlerine son verdiği düşünülmektedir.






.

Dünyanın tek komünist köyü

“Euro krizi” nedeniyle işsizliğin ve yoksulluğun en çok etkilediği Avrupa ülkelerinden biri olan İspanya’da, bir köy bütün bunlardan etkilenmeden yaşamını sürdürmeye devam ediyor. Her şeyin taban demokrasisi ve komün ilkeleriyle idare edildiği köy “yeni bir ütopya”ya yolculuğun adresi gibi.


Akdeniz kıyısındaki Endülüs Bölgesi’nin Sevilla kentine bağlı Marinaleda köyündeki komünün kurulması 1980’e kadar uzanıyor. Franco faşizmin yıkılmasından sonra yapılan ilk serbest seçimleri köyde Kolektif İşçiler Birliği- Endülüs Sol Cephesi (CUT-BAI) kazanıyor.


Madrid’de yaşayan bir aristokrata ait topraklarda gündelikçi olarak çalışan Marinaleda’lı köylüler, “Tarlalarda kim çalışıyorsa, tarlalar onundur” diyerek, kamulaştırılması için eylemler yapmaya başlamışlar. Başlarında ise öğretmenlikten gelen ve halen köyün belediye başkanı olan Juan Manuel Sánchez Gordillo vardır.


1250 hektarlık tarlaların kamulaştırılmasını talep eden köylülerin açlık grevleri, gösteriler, yürüyüşler, polis saldırıları, tutuklamalar vs. şeklindeki mücadelesi yıllarca sürmüş, ama onlar hiç yılmamışlar. Çünkü, gündelikçi olarak çalışmak onlar için kölelikten başka bir şey değildir. Aldıkları ücretler geçimlerini sağlamaya yetmediği gibi, yaşanılmaz halde olan barakalarda kalmak zorundaydılar.


Kararlı mücadelenin sonucunda Endülüs Bölge hükümeti 1991 yılında toprakları aristokrattan alarak kamulaştırır ve Marinaleda köylülerin kurduğu kooperatife devreder.


O günden bugüne köyde her şey bu kooperatif üzerinden yürütülüyor. Bugün 2 bin 600 nüfuslu Marinaleda’daki evlerin duvarlarında çok sayıda slogan yer alıyor. En çok da “Ütopyaya yolculuk” yazılmış. Bir duvarda ise “Sermayeye karşı sosyal savaş” yer alıyor. Belediyenin ambleminde ise “Barışa giden bir ütopya” yazıyor.

Sánchez Gordillo, 21 Nisan 2012’de Junge Welt gazetesinde yer alan bir yazıda politik çizgisini “liberal komünist” diye tanımlıyor ve şöyle devam ediyor: “Bugün geçmişten daha fazla ütopik görüşlere sahibim. Çünkü biz burada halk için mümkün olan her şeyi başardık”.


Zira daha önce kaysı, fasulye, biber, zeytin gibi pek çok sebzenin yetiştirildiği tarlalarda elde ettikleri zenginliklere el konulduğu için açlık ve yoksulluk içinde yaşamlarını sürdürmek zorunda kalıyorlardı.


Herkese günde 47 euro Marinaleda’da toplantılar için kullanılan binaya “Halkın Evi” adı verilmiş ve girişinde “Başka bir dünya mümkün” yazıyor. Emekliler, kadınlar boş zamanlarını bu binada yapılan kültürel ve sosyal etkinliklerde geçiriyorlar.


Özel mülkiyetin olmadığı, tarlaların kamu malı olduğu Marinaleda’da bütün kararlar halkın katıldığı toplantılarda alınıyor. Yani yüzde 100 taban demokrasisi işliyor. Ne kadar vergi verileceğine, elde edilen fazla gelirin nasıl harcanacağına da bu toplantılarda karar veriliyor. Köydeki tarlalarda çalışan herkese günde 6 saat çalışma karşılığında 47 Euro ödeniyor. Elde edilen gelirlerin fazlasıyla köye spor tesisleri, büyük bir park ve çok sayıda bakımlı yeşil alan yapılmış.


Belediye Başkanı Sánchez Gordillo, “Burada yaşayan insanların fazla paraya ihtiyacı yok“ diyor. Bir çok yerde konut kredileri ve yüksek kiralar söz konusu iken Marianaleda’de konut sorunu da çoktan çözülmüş. 70 yıllığına kiralanan evler için aylık 15 Euro kira ödüyorlar. Komşu köylerde ise kiralar ortalama 500 Euro.


Evin yapımı için gerekli malzemeler ve araç gereçler ve işçilik köy kooperatifinin kasasından karşılanıyor. Bir tek evi yapan kişiye inşaatta çalışması şartı var. Köydeki 350 ev bu şekilde yapılmış. 90 metre karelik iki katlı evlerin 100 metrekare bahçesi bir de araba garajı var.


Keza benzer bir durum kreş için de geçerli. İsteyen aile ayda 12 Euro karşılığında çocuğunu kreşe gönderebiliyor. Bölgenin başkenti Sevilla’da kreş parası 200 Euro. İlk okul, ortaokul ve lisede ise öğrenciler yemeklerini ücretsiz olarak köyün gıdalarını veren kantinde yiyorlar. Ocak 2012’de bölge hükümetinin okul kantinlerini özel bir firmaya vermesi üzerine Marianaledalılar eğitim bakanlığını işgal etmiş ve kantinin işletmesinin özelleştirilmesine karşı çıkmışlar. Sonunda bölge hükümeti geri adım atmak zorunda kalmış.


Düşündüğü gibi yaşayan bir belediye başkanı 2008’de aynı zamanda Birleşik Sol (IU) listesinden Endülüs Bölge Parlamentosu’na da seçilen Belediye Başkanı Sánchez Gordillo, milletvekilliği aylığını da kooperatifin kasasına aktarıyor. Sosyal demokratlarla (PSOE) ile muhafazakar Halk Partisi’nin temsil edildiği bölge parlamentosunda Marinaleda’nın tek oyu altın değerinde.


Zira, Gordillo her iki partiyle de ortaklık yapmaya karşı. Ancak ülke genelinde sosyalistler ve komünistlerle birlikte çalışmadan yana. Gece gündüz yollarda olan belediye başkanının makam arabası yok. Arabası da yok. Bir yere gittiğinde köylülerden birisine kendisini tren istasyonuna bırakmasını rica ediyor.



Marinaleda Belediye Meclisi’nin 11 üyesi var. 9’u belediye başkanının kurduğu UI’den, ikisi de sosyal demokrat partiden. Meclise seçilenlere maaş verilmiyor. Hepsi de tarlalarda çalışıyor, meclis üyeliğini fahri olarak sürdürüyorlar. Üyeler genellikle 25-35 yaşları arasında. Sosyal demokrat parti üyesi muhalifler de Sánchez Gordillo’nun inançlarına göre yaşayan bir devrimci olduğunu kabul ediyor.

Ancak koltuğuna yapışıp kaldığı, AB’den alması gereken sübvansiyonları almadığı, işsizlik konusunda doğru söylemediği şeklinde eleştirilerde bulunuyorlar. Köyde muhafazakar ve sağcı partilere oy çıkmıyor. Sánchez Gordillo henüz 25 yaşındayken belediye başkanlığına seçilmiş.


Zengin ve geniş arazilerin bulunduğu Endülüs’te, Marinaleda’nın elde ettiği ekonomik ve sosyal başarı doğal olarak bölgede tarlalarda gündelikçi olarak çalışan diğer köyleri de hareketlendirmiş. 4 Mart 2012’de Cordoba beldesinde benzer bir hareket ortaya çıkmış.
Ancak 26 Nisan’da polis şiddet kullanarak bu hareketi dağıtmış. Endülüs’te toprakların yüzde 50’si bölgede yaşayanların sadece yüzde 2’sine ait. Bu nedenle toprak reformu bölge için büyük bir önem taşıyor.


Marinaleda: Krizin ortasında bir mucize İspanya’daki krizin teğet geçtiği Marinaleda’nın belediye başkanı izlenen politikalarla krizin üstesinden gelmenin mümkün olmadığını söylüyor ve devam ediyor: “Kapitalizm koşullarında krizden çıkış mümkün değildir. Bütün reformist çözümler iflas etti. Piyasanın her şeyi düzenleyeceği mitosu da sosyal demokrasi gibi her şeyi mahvediyor.”


Marinaleda, hem İspanya içinde hem de dışında sosyal hareketler ve muhalif güçlerle ilişkilerini geliştiriyor. Brezilya’daki topraksız köylülerle iyi ilişkileri var. Son yıllarda köyde üretilen zeytin ve diğer gıda maddelerinin Venezüella’ya ihraç edilmesi için girişimler başlatılmış.

Özetle, Avrupa’nın ortasında, krizin sarstığı İspanya’da Marinaleda gibi bir yerin olması mucize gibi bir şey. Kapitalizmin egemen olduğu bir ülkede yapılanlar az değil. Bu nedenle Marinalede şu sıralar dünya basının da merak ettiği bir yer.


Sürekli dünyanın değişik yerlerinden televizyon ekipleri, gazeteciler köyü ziyaret ederek haber yapıyorlar. Bu mucizenin sırrı ise hiç şüphesiz doğrudan taban demokrasisinde. Halkın katılımıyla alınan kararlar yine halk tarafından uygulanıyor.




......../........

"orada bir köy var uzakta, gitmesek de, görmesek de, o köy düşlerimizin öyküsüdür"








.


.

15 Mayıs 2015 Cuma

Ara ve Spirit'in hikayesi


Oğlunun ölümünden sonra kendini yollara vuran adam ve sadık dostu

11 yıl önce Ara Gyuregyan hayatın anlamını kaybetti. 26 yaşındaki tek oğlunu karaciğer kanseri nedeniyle erken yaşta toprağa verdi.  Başarılı bir mutfak şefi olan Ara bir çok kez normal bir hayat yaşamayı denedi ama başarılı olamadı. Bir gün Ara barınaktan bir pit bull sahiplendi. Pit bull terkedilmiş ve hastaydı. Barınaktan hasta bir köpeği kurtaran Ara kısa bir süre sonra köpeğin aslında onun ruhunu kurtardığını anladı.

Daha sonra ne mi oldu? Sonra her şeyi geride bırakıp bir fotoğraf makinesi, birak parça eşya ve motosiklet ile dünyayı dolaşmaya başladılar. İşte size Ara ve Spirit’in fotoğraflarla yol maceraları


yaşamın anlamı neydi.
para pul, eşyalar, mal mülkmüdür yoksa salt sevgimidir.
katıksız ve sizde olan sevginiz
bir gün tüm gereksizlikleri ardınızda bırakıp
sevginizi alıp gidebilirsiniz



sizi anlayamayacak olanlara adres bırakmazsınız
pusulanız sevginiz olduğu sürece
rotanız belli
anlam sizi takip edecektir







       


7 Şubat 2015 Cumartesi

Komünist Şairler








rüyaların bile satıldığı bir dünya
mutluluk ve memnunluk arasındaki o inanılmaz uçurumun
orta yerinde unutulmuş çocukluk
ve açlık senfonisine eder biçen karektersizler
sizler
boşluğun renkli cümbüşlerine balon uçururken
düşlerine yabancı doğar bu ülkede çapaklı gözler















.

15 Ocak 2015 Perşembe

Nazım Hikmet Ran





özgürlüklerin tutsak edildiği ülkeden
Nazımı doğum gününde saygıyla anıyorum.
15 ocak 1902



"hiç bir korkuya benzemez halkını satanın korkusu"




.