22 Ocak 2016 Cuma

Rusya’nın dış politikası anti-emperyalist mi?




Yanıtlanmayı hak eden bir soru bu. Yalnız Türkiye’de değil, dünyanın birçok ülkesinde Putin liderliğindeki Rusya, ABD ve NATO’yu durdurabilecek biricik güç olarak görülmeye başlandı. Doğrusu iyi hazırlandılar bu gergin döneme. Hem de çok iyi
Bundan bir buçuk yıl kadar önce, soL gazetesinde “ABD’ye karşı yeni cephe” başlıklı bir yazı kaleme almıştım. Rusya’nın ABD’yi ideolojik alanda sıkıştırmaya başladığına, halkla ilişkilerde büyük bir hamle yaptığına işaret ediyordum:
“Rusya, ABD’nin üzerine ideolojik olarak gidiyor. Hem de çok sert biçimde.
Bunun alt yapısı, Rus medyasının Putin tarafından yeniden düzenlenmesiyle oluşturulmuştu zaten. Birkaç yılda hantal, batılı rakipleri karşısında etkisizliğe mahkûm yayın organları yerine son derece dinamik ve amaca uygun bir biçimde kurgulanmış bir şebeke örgütlendi. Bu şebeke, başta ABD ve İngiltere olmak üzere, “muhalif” birçok gazeteci ve araştırmacı-yazar ile iletişime geçti, onlarla çalışmaya başladı. Kısa sürede sonuç alındı.”
Evet sonuç alındı.
Rusya IŞİD’in dünyada yarattığı kaygıdan da yararlanarak, 1944-45 yıllarında Stalin liderliğindeki Sovyetler Birliği’ninkine benzer bir prestij elde etti. Üstelik o zaman ABD ve İngiltere ile müttefikti, en azından öyle sanılıyordu; şimdi ise Erdoğan biraz daha gayret ederse NATO ile Rusya savaşa tutuşacak!

Buna rağmen, batılı ülkelerin kamuoyunda Putin severlerin sayısında ciddi bir artış var. Artışın bir nedeni gerek ABD gerekse Avrupa Birliği’nin inandırıcılığının kalmaması. Ne deneseler dikiş tutmuyor batıda. Sarkozy, Hollande derken Le Pen’e sarılanların hepsi ırkçı-faşist değil Fransa’da. İnsanlar şaşkın, çare arıyor.
Peki, Putin ne yapıyor?
Batının izini sürüyor. ABD ve müttefikleri nerede boşluk bırakır, nerede hata yaparsa, hemen oraya yerleşiyor. Ukrayna’da inanılmaz açıkları olan bir “darbe” tezgâhladı ABD, Rusya’nın yanıtı Kırım’ın ilhakı oldu.

ABD Hindistan’a yönelip Pakistan’la ilişkilerini bozar bozmaz Rusya bu ülkeye elini uzattı, askeri ve ekonomik anlaşmalar imzaladı. Benzer bir girişim de Suudilerle Amerikalılar arasında gerilim çıktığı anda bulundu. Hatırlayalım, 2014 yılının sonlarında Erdoğan, ailesi ve ekibi hırsızlıkla suçlandığında ona el uzatan Putin olmuştu. Rus kaynaklar batının Erdoğan’a darbe hazırlığında olduğunu iddia etmekteydi!
Suriye meselesi elbette karışık ama orada da ABD’nin çarşafa dolanmasını ve Suriye’nin kendisine tamamen muhtaç hale gelmesini bekledi Rusya.
İlkelere dayalı bir dış politika pratiği yok ortada. Ama ABD gibi gaflarla, yalanlarla yürümüyor; buna ihtiyacı yok yukarıda anlattığım nedenlerle… Tersine Rusya, ABD ve diğer NATO ülkelerinin gırtlaklarına kadar battığı ikiyüzlülük ve komplolardan yararlanıyor.
Bu açıdan saygı duymamız gerekiyorsa duyalım. Duyalım da, kendimizi aptal yerine koymayalım. Putin Rusyası, bir yandan ABD’nin hamlelerini boşa çıkarmaya çalışırken, diğer yandan ekonomisinin iki kilit sektörü olan enerji ve silah sanayi alanında yeni pazar ve kaynaklar peşinde koşuyor.
Bu noktada söz tekellerindir, tekellerin sözü ise soyguncu, savaşçı ve yayılmacıdır. Tekeller Rus olunca kuşkusuz karakter değiştirmiyor. O halde? ABD neyse Rusya o mu? Bunu diyemiyoruz.
Henüz.
Çünkü Rusya, gerici-faşist unsurları kullanarak hamle yapan ABD’ye karşı yoksul halklara zaman kazandırıyor, hegemonik bir emperyalist güç olmaktan hâlâ çok uzak, sadece kendi çıkarlarını savunuyor. Onun bu tutumundan yararlanmak gerekir. Bunun tek yolu var. Bağımsız bir sınıf tavrını güçlendirmek ve uyanık olmak, zamanı iyi kullanmak. Tersi durumda, Rus kapitalizminin ne anlama geldiğini hep beraber göreceğiz.


Komünist Parti - Kemal Okuyan






.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder