27 Ocak 2016 Çarşamba

Sosyalizmin Kapitalizmden Daha Üstün Olduğunun Altı Maddede Kanıtı


1. Hayatta Kalabilmek İçin Rekabet Etmenin Ortadan Kaldırılması: Kapitalizm temel olarak bireyler arasında rekabete dayanır. Örneğin Walmart, Washington kentinde 800 kişilik iş ilanı yayınladığında tam 24.000 işçi bu ilana başvurdu. Bu 23.200 kişinin işi alamadığı anlamına geliyor; yani işi alma konusunda girdikleri rekabeti kaybettiler.
Üniversiteye girmek istiyorsan, kabul edilmek için rekabete girişiyorsun. Ev almak istiyorsan, kabul edilmek için rekabete girişiyorsun ve eğer yeterli miktarda paran yoksa, yarışı daha başlamadan kaybediyorsun.
Bir yatırımcı, neden sağlık sigortası şirketlerine yatırım yapar? Hasta insanları iyileştirmek için değil, kârını maksimuma çıkartmak için. Peki bir sigorta şirketi, ya da hastane, ya da sağlık ekipmanları üreten bir şirket karlarını nasıl maksimuma çıkarabilir? Fiyatlarını yükselterek, maaşları kısarak ve ürettikleri hizmeti keserek. Başka bir deyişle, bu rekabet süreci, işçi sınıfının, birbirleriyle rekabet halindeyken kendileri dibe doğru çekmesine neden olurken, kapitalistlerin, işçi sınıfının giderleri üzerinden rekabete girmesine neden olur.
İşçiler arasındaki rekabetin sona erdirilmesi, insanların neredeyse tüm tarih boyunca yaşadığı yaşam koşullarına geri dönmesini sağlar. İnsan doğası, hırstan ve açgözlülükten oluşmaz; bu öğrenilen bir şeydir. Sınıflı toplumların ortaya çıkmasından önce on binlerce yıl varlığını sürdürmüş olan ilkel toplumlarda özel mülkiyet diye bir kavramın olmadığını biliyoruz. O dönemlerde mülkiyet, toplum tarafından paylaşılıyordu ve ortaktı. Sosyalizm, insanların birlikleriyle dayanıştıkları, yardımlaştıkları ve eşit bir düzlemde etkileşime girdikleri bir toplum düzeninin ilk adımıdır.
2. Ekonomide Durgunluk ve Depresyon Dönemlerine Son: Sosyalizmin kapitalizmden daha iyi olduğu başka bir alan daha var. Kapitalist üretim ilişkileri, her 5 ya da 10 senede bir ekonomide durgunluk dönemine girer. Başka bir ifadeyle, kapitalistler, elde edebilecekleri kârı maksimuma çıkartabilmek için ürettikleri bütün ürünlerini satamadıklarında, milyonlarca işçiyi işten çıkarırlar. En son ekonomik kriz sürecinde neler yaşandığına bir bakın: 1998 ve 2007 yılları arasında aşırı yapılaşma sonrasında 9 milyon aile, evini kaybetti. 9 milyon insanın evini kaybetmesinin sebebi nedir? Çünkü, gereğinden fazla ev inşa edildi; bu inşa edilen evler insanların ihtiyaçlarını karşılamak için değil, satışlarından maksimum kâr elde edebilmek için üretildi. Bu, aşırı üretimin yarattığı krizdir: sadece kapitalist rekabet ortamında ortaya çıkan saçma ve garip bir kriz türü.
Sosyalizm, akılcı ve demokratik bir şekilde ekonomiyi insanların ihtiyaçlarına göre planlayarak ekonomide durgunluk ve depresyon dönemlerine son verir. İşçiler ve emekçiler, hangi koşullarda neyin üretileceğine kendileri karar verecektir.
3. Bilimsel Gelişmeler Bütün Topluma Aittir: Sosyalizmin kapitalizmden daha üstün olmasının başka bir sebebi, sosyalizmin “fikri mülkiyet hakkı”na son verecek olmasıdır. Fikri mülkiyet hakkı, toplumun ufak bir azınlığın bütün toplum üzerinde üstünlük kurduğu bir hırsızlık türüdür.
Düşünün ki, mükemmel bir şekilde etki gösteren uyku hapını üretmek için 4 farklı şirket birbirleriyle rekabet halinde çalışıyorlar.
Birbirleriyle rekabet halindeler çünkü günün sonunda Türk Patent Enstitüsü içlerinden sadece bir tanesine, “ Bu ilacı ilk sen ürettin. Şimdi 17 sene boyunca, bu ilacın satış hakkı sendedir. Fiyatı istediğin kadar yükseltebilirsin,” diyecektir. Bu süreçteki enerji, kaynak ve yetenek kaybını bir düşünün.
Sosyalizm, daha üretken bir sistemdir çünkü fikri mülkiyet hakkını sonlandırır. Sovyetler Birliği’nin, ilk uzay aracı olan Sputnik Programı’nı hayata geçirebilmesinin sebebi, bütün bilim insanlarının birlikte çalışmasıdır. Mülkiyet, birbirleriyle rekabet halindeki kapitalist şirketlere ait değildir; devlet aracılığıyla tüm halka aittir.
4. Gezegeni, Yaklaşan Felaketten Kurtarmak İçin: Sosyalizmin kapitalizmden daha üstün olduğunu kanıtlayacak çok fazla sebep vardır, ancak kapitalistlerin asla cevaplayamayacağı bir konuya değinmek istiyoruz. Rekabetin yön verdiği bir üretim tarzının yerine planlı bir ekonomi uygulanmadığı takdirde, bütün çevre yok olacaktır. Enerji elde etmek için ne yapılması gerektiğini, ne inşa edileceği, hangi kaynaklar ve kimyasal maddelerin kullanılacağı gibi soruların cevapları, kapitalist şirketlerin ihtiyaçları ve çıkarları tarafından belirlendiği sürece, sürdürülebilir bir çevre mümkün değildir. Bu sistem sona erdirilmediği sürece, çevreye verdiğimiz ve vereceğimiz geri döndürülemez zararlar yüzünden gezegeni yok edeceğiz.
Çevreye verilen zararların kontrol altına alınabilmesinin tek yolu planlı sosyalist ekonomidir. Yani işçilerin ve seçilmiş temsilcilerinin, hem çevrenin hem de insanların ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak kolektif bir şekilde ne üretileceğini, hangi enerji kaynaklarının kullanılacağını ve bunların nasıl inşa edileceğine karar verebilecekleri bir mekanizma. Sürdürülebilir bir çevre, ancak bu şekilde mümkün olabilir.
“Sosyalistlerin hayalci” olduklarını söyleyerek burun kıvıranlarlara, asıl “fantezi” olanın, kapitalizm şartları içinde Dünya üzerinde insanların yaşamaya devam edebilmesi olduğunu hatırlatmayı unutmayın. “Hayal” olan asıl şey, budur.
5. Sosyal ve Ekonomik Hakların Garantisi: Sosyalizm hakkında olumlu anlamda neler söyleyebiliriz? Bütün eksikliklerine rağmen Sovyetler Birliği’nde, okuldan mezun olduğunda iş sahibi olurdun. Bu iş, insanlara yaşamlarını devam ettirebilecekleri bir şekilde maaş sağlardı. Türkiye’deki bütün genç insanların bir iş garantisine sahip olduklarını ve çalışırlarken, ücretsiz ya da en kötü ihtimalle maaşlarının çok küçük bir yüzdesine denk gelecek bir ücret karşılığında bir evde ya da apartman dairesinde oturma garantisine sahip olacaklarını bir düşünün.
Çocuk bakımının ve sağlık harcamalarının tamamen ücretsiz olduğunu bir düşünün. Ve alacağınız eğitimin her kademesinin para alınmadan sosyalist devlet tarafından vatandaşlarına bedava sunulduğunu düşünün.
Bizler sosyalizm derken, şirketlerin hakları yerine bu haklardan ve bu hakların egemen olmasından bahsederiz.
6. İnsanlık Tarihinde Yeni bir Aşama: Kapitalizm sonrası toplumlarda ailelerin ya da insanlar arasındaki ilişkinin nasıl olacağını birebir öngörebilme şansımız yok. Ancak bildiğimiz şey, sadece sosyalizmin bizleri “insani bir çağa” taşıyabileceğidir. Çünkü şu anda “insanlık öncesi bir çağda” yaşamaktayız; ne varlığımız garanti altında, ne yaşamlarımız, ne yiyeceğimiz ne de eğitimimiz garanti altında. Kapitalist toplumda insanlar, bir avuç kapitalistin çıkarlarının belirlediği piyasanın vicdanına bırakılmış durumdadır. Marx’a göre sosyalist ve komünist toplumun zaferi, insanları, kapitalizmde kontrol edemedikleri ve altında ezildikleri ekonomik ve sosyal koşulların tepesine koyarak onların kontrol edilmesini sağlayacaktır.
Dolayısıyla, sadece sosyalizm koşulları içinde insani bir toplum aşamasına geçilerek gerçek tarih başlayacaktır.
Sosyalizme ulaşılmadıkça ekonomik ve siyasi güçler, insanların hayatlarını nasıl sürdüreceğini dikte eder ve bu sistem içinde, insanlar kısıtlı imkanlarıyla birbirleriyle rekabete girişirler.
Sosyalizm, insanların kendi kaderlerini ellerine aldığı, birey olarak, aile olarak, içinde yaşadıkları sosyal çevre olarak kendi kararlarını kendi başlarına alabildikleri insanlık tarihinin başlangıç noktasıdır. Hayatta kalabilmenin gereklilikleri garanti altına alınmış olduğu için bunu yapabilirler.
Toplumun yarattığı servetin, kapitalistlerden özgürleştirilmesiyle, toplumun ekonomik altyapısının kökten değişmesiyle tüm bunlar gerçek olabilir. Bunlar ise mücadeleye ve devrime bağlıdır. Ancak bu mücadele, insanlığın hayatta kalabilmesi için son mücadele olacaktır.










.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder