2 Şubat 2016 Salı

Erdoğan'ın yalanlarına karşı ODTÜ'yü savunmak



Yine herkesin gözünün içine bakarak yalan söylüyor. O bildik vücut diliyle tane tane konuşurken, yalanları art arda sıralıyor.
Şaşıran kaldı mı artık? Koca bir ülkeyi yönetme iddiasındaki adamın Kabataş'taki akıllara durgunluk veren fantezi için uydurduklarına, Dolmabahçe Camisinde içki içilmesine dair salladıklarına zamanında şaşıran olmuştu galiba. Oysa o tüm siyasi kariyeri boyunca yalanı hep bir yöntem olarak kullandı. Evindeki büyük, çok büyük miktarda parayı sıfırlarken yakalanınca da aynı yola başvuracaktı, siyasi rakiplerine yüklenirken de...
Bu kadar doğal yapmasına, hiç durmadan yalan söylerken bu denli rahat olmasına belki hâlâ hayret edenler var. Hayret ediyorlar çünkü bunu kişisel bir özellik olarak anlamaya çalışıyor ve bir insan bunu nasıl yapar diye soruyorlar.
Yanlış...
Erdoğan, içinden geldiği ve bugün temsil ettiği Türkiye sağı bütün geçmişi boyunca ne yaptıysa aynen onu yapıyor.
Türkiye sağının tarihi yalanın ve yalancılığın tarihidir. Yalancılık bu ülkede sağın varlığına içkindir, yalancılık yoksa Türkiye'de sağ yoktur.
Türkiye sağının tarih okuması yanlışlarla değil yalanlarla doludur. Sağın Cumhuriyet veya Osmanlı tarihi diye anlattığı bildiğiniz masaldır. Dahası, tipik bir Türkiye sağcısının gündelik yaşamı da yalan üzerine kuruludur. Öyle öğrenmiştir çünkü, ona öyle anlatılmıştır.
Bu tarihin en büyük efsanelerinden birisi hiç şüphesiz Müslümanların Cumhuriyetin kurulmasından bugüne çektiği eziyettir.
Bu öyle büyük bir efsane ki, ya Türkiye sağı son laik yurttaşı ortadan kaldırana kadar bir bahane bulup yine Müslümanların eziyet gördüğünden yakınmaya devam edecek, ya da sol Türkiye'de aydınlanma kavgasını kazanacak ve emekçiler herkesin inancına ve ibadetine saygılı ancak dinselliğin siyasetten ve toplumsal yaşamdan tamamen sökülüp atıldığı laik bir ülkeyi kurarken bu yalana ilelebet son verecek.
Bunun ortası yok. Bunun ortası olmadığı için bugün bu masalın bu defa ODTÜ versiyonunu Erdoğan başta olmak üzere tüm Türkiye sağından durmaksızın dinliyoruz.
ODTÜ'lü öğrencinin, emekçinin, bilim insanının ne dediğinin bir önemi yok. ODTÜ'de insanların yıllardır kimsenin müdahalesi olmaksızın sayısı gayet yeterli mekanlarda rahatça ibadet etmesinin bir önemi yok. O günkü meselenin cihatçı çetelerin üniversitedeki provokasyonundan kaynaklanmasının bir önemi yok. Hatta o gün mescitte ibadetini yapan kimi ODTÜ'lülerin IŞİD'çilerin faaliyetlerinden rahatsız oldukları açıklamalarının dahi bir önemi yok.
Önemli olan yalnızca tüm tarih boyunca görüldüğü gibi Erdoğan ve diğer sağcıların beyanı: ODTÜ'de Müslümanlar eziyet görüyor, ODTÜ'de namaz kılınamıyor, ODTÜ'de ibadet alanları yeterli değil...
Her zamanki gibi davranıyorlar ve her zamanki gibi bu yalanı boşa değil siyasi ve ideolojik bir planın parçası olarak söylüyorlar.
Uzun zamandır teslim alamadıkları ODTÜ'yü tarihsel ve etkili bir silahla, Müslümanların eziyet gördüğü yalanıyla düşürmeye çalışıyorlar. Üstelik, harekatı başka bir alanda daha aynı anda yürütüyorlar. Son yaşanan siber saldırılarda görünen zafiyetleri yine bir çarpıtmayla ODTÜ'nün üzerine yıkmaya ve ODTÜ'nün Türkiye'nin internet altyapısına dair sorumluluklarını elinden almaya uğraşıyorlar.
Bununla da yetinmiyor, ODTÜ'nün arazisinin çok büyük olduğunu söylerken, kentin içindeki o güzelim ormanın ve gölün ağızlarının suyunu akıttığını saklamıyorlar.
Köklü bir kan uyuşmazlığını çözmeye, tarihsel bir hesaplaşmayı sona erdirmeye kararlı görünüyorlar.
Çünkü ODTÜ'yü göğüslediği bunca saldırı ve evet çektiği yoğun eziyete rağmen hâlâ bir üniversite biçiminde yaşatmaya çalışan insanlar var. Aydınlanmanın çocuğu olarak doğan modern üniversite geleneğine sadık kalmak için çaba harcayan, ODTÜ'yü ODTÜ yapan insanlar bunlar. Harcadıkları çaba da yalnızca bilimsel üretim için değil, insanı insan yapan ahlaki bir değer biçiminde eğitimin temel ilkesi olarak görülen gerçeğin peşinden ayrılmama çabası...
Bu çabayla Erdoğan yan yana gelebilir mi? Emekçisiyle, öğrencisiyle, bilim insanıyla, mezunuyla yaşatılmaya çalışılan bu kültürle, Erdoğan'ın temsil ettiği değerler uyuşabilir mi?
Gerçekle yalan bir arada yaşayabilir mi?
ODTÜ ile Erdoğan'ın kavgası gerçeğin yalanla kavgasıdır. AKP'nin haramilerine karşı ODTÜ'nün savunulması, gericiliğe karşı aydınlanmanın, dinselliğe karşı laikliğin, paranın hayatı bir bütün olarak çarpıtan saltanatına karşı toplumun ve kamunun çıkarlarının savunulmasıdır.
Bu mücadelede gericiliğine yalanlarına verilecek ufak bir taviz, AKP'nin saldırgan tutumu karşısında atılacak küçük bir geri adım dahi yalanın zaferine doğru giden yolu açar ne yazık ki... AKP'nin yükselişinin tarihi aslında bu taviz ve geri adımların tarihidir.
ODTÜ büyük hasarlar almasına rağmen tarihi boyunca kendisine saldıran sağcılığın karşısında durmayı başardı ve bir üniversite olarak memleketine borcunu ödemeye çalıştı. ODTÜ'nün bu memlekete borcu bitmez.
Ama, hocam, ODTÜ'lü dediğin de halkına ve ülkesine bu borcu ödemekten yüksünmez.







.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder