8 Şubat 2016 Pazartesi

Yumuşak karın



Başlıktaki sözü, günlük kullanımın ötesinde Lenin’in zayıf halka kavramlaştırmasıyla birlikte düşünelim. Zayıf halka, kapitalist sistem bir zincirse, çelişkilerin yoğunlaştığı, isterseniz fay hattında enerjinin biriktiği ülkedir.
İşçi sınıfı açısından devrimci mücadele nadiren bir cephe savaşıdır. Kural çelişkilerin yoğunlaştığı, enerjinin biriktiği noktalara odaklanmak. “Nadiren” ve “kural” terimlerini bilimsel titizlik adına ve konumuz olmayan tartışmaların etrafından dolanmak için ekliyorum. Halk savaşı, işçi sınıfından ziyade yoksul köylülüğe denk düşer. Düzenli cephe savaşı ortada bir işgal durumu varsa, o durumun da ancak özgün konjonktürlerinde şekillenebilir. Etrafından dolanmış oldum…
İşçi sınıfı, sosyalizm, devrim… bu işin doğasında eşitsizlikler, yoğunluklar, odaklanmalar var; ezilen ve tanım gereği göreli olarak zayıf emekçi halk, ancak öncü partisi eliyle kırılgan noktalara büyük bir kuvvet uygulayarak sıçrama kaydedebiliyor. Sistemi çözmek için zayıf halka ülkelerin doğru saptanmasına nasıl gerek varsa, sınıf mücadelesinin akışında da her çağrının peşinden koşmak değil, seçilmiş alanlara yatırım yapmak gerekir.
AKP düzeninin çarpacağı duvar açıktır. Türkiye toplumunun büyük çoğunluğu başka deli gömleklerini güle oynaya giyebilir. Tek olmamakla birlikte en dayanılmaz, içine sığılamaz, bu anlamda “istisna” dinselleşmedir. Yumuşak karın ve zayıf halka, onları aramayanlara hep “istisna” gibi gelmiştir.
Yandaş sermayenin geleneksel büyük sermayeyi çok rahatsız ettiği, geniş kitlelerin de bu zengin imamların yolsuzluklarına, densizliklerine dayanamayacağı çok speküle edildi. Rahatsızlık, sorun, çelişki… hepsi var. AKP geleneksel sermayeyi bayağı dengeledi, yer yer budadı. Ancak ikinci bir Cem Uzan da çıkmadı. O günden bu yana büyük sermayenin AKP’ye karşı direnişe geçeceği yolundaki beklentiler ham hayal olarak kalmış ve artık ölenin ardından dökülen gözyaşlarına karışmıştır. Bu çelişki hattı gözlenmeli, irdelenmeli ve tartışılmalı. Ama AKP rejimi buradan çatlamaz.
AKP’nin içerde ve dışarda bulduğu destek, bütünlüklü bir proje olmasındandır. Yeni-Osmanlıcılık olmadan bir şey çıkmazdı. Geliyoruz Suriye’ye… Emperyalizmin Ortadoğu’da bu kadar bıçkın, başına buyruk, maceracı bir aktör istemeyeceği de çok tartışıldı. Genel olarak doğrudur, ama yıllardır olay “yaramaz çocuk”, hadi daha fazlası, “hain evlat” halinin ötesine geçmemiştir. Bu başlık da tek gün ihmal edilmeden gözlenmeye devam edilmeli elbette. Çünkü barış emekçilerin en güzel, en içten sözlerinden biridir. Bu sözü yeniden ve yeniden üretmeyen devrimci değil sınıf uzlaşmacısı olmuş demektir. Lakin bunca zamandan sonra kimse emperyalistlerin ellerine sopayı kapıp temizliğe girişmesine umut bağlamamalıdır. Tuttuğu her dal kırılan rejim buradan da çatlamadı.
Lafı uzatmayayım. Çünkü uzadıkça akla Kürt ulusal hareketinin dengeleri bozma kabiliyeti hakkındaki devrim teorilerinin de gelmesi kaçınılmaz olacak. Kürt ulusalcılığı ve ona entegre olan Türk solculuğu AKP rejiminin karşıtı değil parçası oysa. Aynı CHP gibi! Bu iki sosyal-demokrasi, daha önce yazmıştım, AKP İkinci Cumhuriyeti kuramamışken kendilerini İkinci Cumhuriyette varsayarak gericiliğe unutulmaz hizmetlerde bulundular. Bin bir dertle kıvranan bir iktidara verilecek en büyük destek, halk muhalefetini saptırmak değilse nedir?
Türkiye toplumunun bu dinselleşme operasyonuna sığmasının imkânsız olduğuysa artık kesin doğrudur. Olmuyor ve olmayacak. Enerji buraya dolacak ve doluyor. Batı emperyalizminin, batıcı sermayenin, muasır medeniyetçi cumhuriyetçilerin, küreselleşmeci liberallerin, özerklikçi, yerelci Kürt ulusalcılığının, hayal dünyalı Türk ulusalcılığının tamamının boşalttığı bir alan… Türkiye sosyalizmi en üzücüsü Hikmet Kıvılcımlı olmak üzere birkaç MDD’cinin fantezilerini ayırırsak her zaman aydınlanmacı ve laik olmuştur. Bu mevzinin bin bir baskı altında ve “Müslüman mahallesinden” dem vuran kahvehane düzeyinde teorilerle, sakil, tövbekâr, inkârcı miras karalamalarıyla boşaltılması, birikimin kendisini ve tarihsel haklılığımızı zerre kadar etkilemiyor. Tersine, bugün sosyalizmin ileri hamlesi için ihtiyaç duyulan alan temizliği kendiliğinden gerçekleşmiş bulunuyor. Türkiye’de aydınlanma ve laiklik nüfusun kesinlikle çoğunluğunun kırmızı hattıdır. Bu hattın arkasında sadece komünizm vardır.
AKP’nin dikiş tutturamadığı ve tutturamayacağı bir başlıkta komünistleri yalnızlıkla, tecritle korkutacağını sanmaksa şaşkınlıktır. Meselemiz bu yumuşak karna uygulayacağımız kuvveti organize etmekte. Bu yapıldığında dinselleşmenin AKP’nin karnesindeki istisna olarak kalmadığını, çözülmenin yumuşak karnı olduğunu da göreceğiz. Piyasacılıklarıyla, işbirlikçilikleriyle, kadın düşmanlıklarıyla çözülecekler.










.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder