17 Eylül 2016 Cumartesi

Lenin






"Eski kapitalist toplumun bize bıraktığı en büyük kötülük, en büyük zorluk kitapla pratik yaşam arasındaki son derece derin uçurumdur.
O nedenle komünizm üzerine sadece kitaplarda olanı edinmek son derece yanlıştır. Şimdi bizim konuşmalarımız ve makalelerimiz önceden komünizm üzerine yazılmış olanların sadece tekrarı değildir, çünkü konuşmalarımız ve makalelerimiz her günkü ve çok yönlü çalışmamızla bağlantılıdır.
Çalışma olmadan, mücadele olmadan komünist broşür ve eserlerden alınmış kitabi bilgilerin beş kuruşluk değeri yoktur. Çünkü teori ile pratik arasındaki eski uçurum, eski burjuva toplumun en iğrenç özeliğini oluşturan bu uçurum hâlâ varlığını sürdürüyor."














.

11 Eylül 2016 Pazar

biz çalışan kesimiz kızım


gazeteler bugün bir inşaat firması yöneticilerinin, şantiyelerinde çalışan bir kaç işçisine plaket verdiğini yazıyorlar. ayın elemanı seçilmiş işçiler. gülüyorlar gazetede poz vermiş emekçiler. ellerinde plaketler bol bol gülücük konmuş yanakları pembe panjurlu gülücüklerden hemde.
hiç unutmuyorum o eski zamanlarda ankara sanayisinde otomatik kumanda panoları yapan bir firmada çalışıyorum. bir gün patron ismail yanıma geldi ve bana "ahmet sen burada çalışan en zeki elemanımız sın. sen olmazsan hiç bir şey yapamayız" dedi. aklım şu plaket alan inşaat işçilerinde kaldı kusura bakmayın.
neyse evet öyle dedi. ona ne dedim dersin. ona dedim ki "evet patron, sende benim tanıdığım en zeki kapitalistsin. sen olmazsan herkes için çok daha iyi olurdu." işte tamda böyle dedim.
kızım küçüktü ve bir gün sordu " baba biz fakirmiyiz" diye. ona "biz çalışan kesimiz kızım. buda bizi fakir yapıyor tabi. yoksulluk hemen çizgisini çekiyor. toplum böyle ayrılıyor. sınıflar böyle oluşuyor. bazıları bazılarının emeğinin karşılığını yiyor. yoksul olmayan tek bir ülke var dünya üzerinde. o da küba. komünizm kızım. komünizm dünyanın en güzel şeyi. tabi olması gerektiği gibi olursa. kimse kimsenin hakkını yiyemeyecek. herkes hakkına düşene razı olacak. ihtiyacından fazlasını istemeyecek. bak hep birlikte eğleneceğimiz.günlerimizde olacak elbet. meydanlara büyük masalar kurulacak. herkes sırayla yemekler yapacak. eğlenilecek. sohbetler edilecek. boş boş sohbetler değil. mesela ayakkabılardan yada modadan değil, dünyayı nasıl daha güzel bir yer yapabiliriz diye sohbetler edecek insanlar. kimse yalnız kalmayacak. birlikte olacağız. hep birlikte kızım."








.

düşünce



"seyahatlerimin birinde hemen hemen benimle aynı yaşlarda bir adam tanımıştım. ilginç biriydi. düşüncelerinde bir türlü sabit kalamıyordu. daldan dala atlıyordu adeta. neden böylesin dediğimde bana çok düşünürüm dedi. hemde çok fazla. öylesine ve o kadar basit söylemişti ki bunu onunla sohbet ederken değişkenliklere hazır olmalıydınız yoksa zira kafayı sıyıra bilirdi insan.
somut ve fiziki bir ağırlığa sahip bir yeryüzünde yaşıyorsunuz, hemen hemen her şeyin birer sesi var üstelik, gürültüleri var ve siz tüm bunlar hakkında bir fikre yada farklı farklı düşünceye sahipsiniz. işte o zaman şöyle diyor insan kendine, somut ve fiziki olanı çoğaltan düşüncelerimizin birer ağırlıkları var. onların boyutlarını ve hacimlerini belirleyen unsur ise insanın kendisi oluyor.
düşünce aklın önüne geçtiği zaman onu alıp taşıyan insanlarla bir mesafeye ve hacme bürünüyor. ve her zaman bir kelebeğin ömrü kadar vakit buluyor kendine oralarda. sonrası mı. bu defa kanatları siz oluyorsunuz ve onu uçuran da siz oluyorsunuz. tıpkı seyahatimde tanıştığım o adam gibi. özünde özgürlük bizlerin onu taşıyabildiğimiz kadar bir uzaklığa ve yine bizlerin onu büyüte bildiğimiz kadar bir hacme sahiptir.
aydınlanamazsak özgürleşemeyiz."









.

9 Eylül 2016 Cuma

TKP 96 yaşında




işçi sınıfı tarafından yönetilen bir ülkede yaşama isteği ve uğraşı böylesine alacalı ve çetrefelli bir dünya düzeninde önemlidir. nedeni ise insan kalabilme ve olabilme kaygıları taşımak üzerine bir misyona sahip komünistlerin ben varlıklarının güzelliğidir.
birliğimiz gücümüzdür / hep birlikte çok güzeliz. 
nice 96 yıllaraTKP













.

5 Eylül 2016 Pazartesi

söylem




hep aynı şeyler. değişen bir şey yok bu günde gazetelerde. tiraj korkusu basit olanı büyütür ve süslerken insanların hayatındaki asıl önemleri göz ardı ediyorlar. bir çığlık yada bir benin olgunluk dönemi gibi makalelerden uzak kimi kalemlerin cüzdanlarına bizleri sıkıştırmışlar. bizleri yazdıklarını sanıyorlar. bize sunulanın, bize benzediğinden eminler. elbette satıyorlar gazeteleri. bu kolay. ve bu kolaycılık bir halkın besin kaynağına dönüşmüş durumda üstelik. bunu söküp atacak bir eğitim sistemi olmadığı sürece uzun bir müddet daha bu şişkinliklere okuyucu bulmakta zorlanmayacaklar gibi.

gözlerimi bunlarla acıtamam. nede zamanımı. yelkovan ve akrebin arasında bir yerde bir unutulmuşluk hissi var tüm bu insanların. ve o unutulmuşluk hissinin üzerini örten, onlara bunu hatırlatmama çabasına girişmiş bir çıkar grubu var. ve çok güçlüler. tabi en büyük güçleri ekonomik alandaki güçleri. bunları ezilen sınıflar üzerinde kullanma aparatlarını çok iyi biliyorlar. incitmeden düzmek gibi kaba bir tasvir kullanmak istiyorum burada. incinenleride yine o az incinenlere şikayet ediyorlar. bu kısır döngü içinde insan sömürülüyor. kazanan her farklılığın temel unsur olan bu sömürülen insanlar üzerinden edinim çabaları var. ama onlara götürdükleri bir şey olmadığı gibi sürekli o insanlar kaybediyor. böyle bir resime bakarken ne düşünebilirim. aptallar. öyle aptallar ki kendilerindeki en büyük gücün fakirlikleri olduklarını bilmiyorlar. çünkü kaybedecekleri hiç bir şey yok. diğer taraftan mücadele etmezlerse kaybetmek onlar için kanıtsanmış bir varlık vergisine dönüşmüş durumda zaten. bunu fark edemiyor olmalarını anlayamıyorum. 

artık bir şeyler okuyamıyorsan yazmalısın demiştim kendime. yazdıkça da anlıyorum ki insana söylenen yalanların ardında birilerinin çıkar sağladığı ve gerçekliğinden büyük nemalanan doğrular var. işte bunu değiştirmediğimiz sürece, tersine çevirmediğimiz sürece ve yazmadığımız sürece o kanıtsanmışın bedelini ödemek zorunda olanlar tiraj korkusuna yatmış ve pusu kurmuş gazetelerin aboneleri olmaya devam edecekler. yazdıkça da gözlerim acıyor. bu acının nedenini düşünüyorum. çok fazla insan olmakmı yoksa çok fazla insandan olmakmı. 

işte bu ayrımın ikileminde bu günlerimi harcamakla geçiriyorum.
evet bugün bunları düşünüyorum. 










4 Eylül 2016 Pazar

kayıp söz




















"çokça seyahat ederim. her defasında nereye gittiğimi bilirim ama ne aradığımı sorgulamayı bir gün dahi ihmal etmedim. cevabı bilindik soruların adresleri hep sabit değil midir zaten. 


aklın yada yüreğin keşfine kim yada ne sınır koya bilmiş ki. işin ucunda oralarda kaybolmak da var elbet. hiç bulunamamak mesela."


















.

düşünce




"koşulların insanları sınırlı bir mücadele biçimine yönlendirdiği söylenir. bu doğru bir tespittir. ama kime göre doğru bir tespit. tabiki kölelere ve korkaklara göre. insan koşulların adresi olamaz."















.

3 Eylül 2016 Cumartesi

söylem





insanın kitaplardan okuduklarını, sahada görememesi gibi savruk ve aptal bir yeryüzünde yaşıyoruz. sözler anlamlı ama pratikten yoksunlar dır her zaman. ve ben buna dünyanın laneti demişimdir. ve yahut yaşadığımız yer iki yüzlü bir dünya.














.