17 Ocak 2017 Salı

Binlere bedel bir komünist: Şoför İdris




İdris Erdinç’i 17 Ocak 1996’da yitirdik. Türkiye Komünist Partisi’nin Şoför İdris’i 82 yıllık yaşamının 67’sini parti üyesi olarak geçirdi. Lakabını en fazla şoförlükten kazandığı parayı partisine götürüp verdiği için sevdiğini söylerdi. 80 yaşında parti kortejinin ön sırasında tulumuyla yürümeyi sürdürdü. Anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.

2017 Türkiyesinde komünist olmak zor diye düşünülebilir. AKP karanlığı, gericilik, muhalefete dönük sindirme operasyonları ve genel olarak Türkiye’de solun güçsüzlüğü, işçi sınıfının örgütsüzlüğü… Komünistlere kendiliğinden alan açan bir nesnellik yok. Peki ya 1930’lar, 1940’lar Türkiyesinde komünist olmak? Komünistlerin illegal koşullarda mücadele etmek zorunda oldukları, anti-komünizmin güçlü, işçi sınıfının sayıca az olduğu yıllar. Ancak komünistler o yıllarda da örgütlenmeyi bilmiş, özellikle tütün gibi bazı sektörlerde, azımsanmayacak sayıda sağlam kadro çıkarmayı başarmıştır.

Herkesin Şoför İdris diye bildiği İdris Erdinç bunlardan biridir. Şoför İdris daha çocuk yaşta Eminönü’nde tütün tezgahında çalışmaya başlar. Birinci Dünya Savaşı’nın dağıttığı bir ailenin çocuğudur. Savaşın neden olduğu muhacirlik (Bugünkü Bulgaristan topraklarında doğmuş savaş nedeniyle Anadolu’ya göç etmiştir) ve yoksulluk onu çocuk yaşında çalışmak zorunda bırakır. Şoför İdris mücadeleyi, kavgayı ve komünistliği yine çocuk yaşında işte bu tütün tezgahlarında öğrenir.

Yine tütün tezgahında çalışırken komünist olur: “Benim partilenmem bir teklifle olmadı. Ben tütünde çalışmaya başladıktan sonra, böyle yavaş yavaş, parti faaliyetlerinin içinde buldum kendimi. Bir gün bir baktım, arkadaşlar falan, abiler, beni partili gibi değerlendiriyor. Böyle oldu. Parti ona boks öğretir, tesviye öğretir şoförlük öğretir. “Parti azası olmak kolay bir iş değildi. Bir sürü deneylerden geçiyorduk. Tesviye, motor, boks, şoförlük… 

Bir sürü şey. Bir yerde okumuştuk, hep de söylenirdi, bunu hiç unutmamak lazım, bir partili, bir komünist binlere bedeldir.

1920’ler aynı zamanda işçi sınıfı için çok taze bir umudun yükseldiği yıllardır. Sovyetler Birliği, işçi iktidarının cisimleşmiş hali hem çok yakındadır hem çok uzak. Boğazdan geçen Sovyet gemilerine el sallamak siyasal bir eylemdir o günün komünistleri için, el sallarken yakalanmak ise polise deşifre olmak demektir.

Tütün işçisi komünistler, 1920’lerde işçilerin maaşından, Hilal-i Ahmer ve Teyyare Cemiyeti için %10 kesinti yapılmasına karşı mücadele yürütürler. Gizlice bildiri dağıtıp protesto yürüyüşü düzenlerler, polisle çatışırlar, gözaltına alınırlar. İspanya iç savaşı sırasında haftalıklarının bir günlük ücretini İspanya Cumhuriyetçilerine yollarlar.

İşçi sınıfı henüz çok kalabalık değildir. Ancak hak mücadelesi ve grevler Türkiye’de işçi sınıfının ortaya çıkışından beri mevcuttur. Türkiyeli komünistler de, 1920’den beri bu mücadelenin içinde olmuş, ona yön vermeye çalışmıştır. Şoför İdris parti ile birlikte 1929’daki tramvay grevine katılır, komünistler greve öncülük eder. İdris 15 yaşında partili bir işçidir artık.

Tüm bu mücadele tutuklamalar, polis baskısı, illegal faaliyetlerin ağır yükü ve sorumluluğu altında gerçekleşir. Dolayısıyla Şoför İdris ve eşi, diğer komünistler gibi sık sık iş hatta şehir değiştirmek durumunda kalırlar.

Komünistler için mücadele her yerdedir. 1930’larda Şoför İdris polis takibinden kaçmak için İzmir’e gider, karısıyla birlikte oranın köylerinde mevsimlik işçilerle birlikte tarlada çalışırlar. Burada da işçileri bilinçlendirmeye, örgütlemeye çalışırlar. Onlarla Ana’yı, Fransız Devrimi’ni ve Sabiha Sertel’in yazdığı Çitra Roy ve Babası romanını okurlar.

1936’da Şoför İdris yine İstanbul’da tütün işçisi olarak çalışmaktadır; Ahırkapı’da Nemlizadeler’in tütün fabrikasında. İşçilerin hak arama mücadelesi, yaklaşık 2 bin işçinin katıldığı bir greve dönüşür. Şoför İdris ve komünistler bu grevde de önemli bir rol oynar. Grev kazanımla sonuçlanır. Şoför İdris anılarında grevi anlatırken şunları söyler: “Ahırkapı eylemi, o zamanın işçi mücadeleleri içinde en büyük hak alma kavgasıydı. Daha önceden bu yekunde bir kalabalık toplanmamıştı. Bu eylem işçilere sevk ve idare açısından da tecrübe kazandırdı. Partinin gücü arttı. İşçilerin hak alma bilinçleri oluştu, gelişti. Çıkardığımız en büyük ders, sıradan işçiyi polise düşürmemekti. Kavgayı asıl yüklenecek ve eziyete katlanacak olanlar komünist işçilerdi.

1946 yılında DP ile birlikte siyasi partilerin kurulmasının serbest bırakılmasının ardından Şefik Hüsnü, komünistlerin açık faaliyet imkanından faydalanması için hemen Türkiye Sosyalist Emekçi Köylü Partisi’ni (TSEKP) kurar. Şoför İdris o sırada askeriyede şoför olarak çalışmaktadır. Şefik Hüsnü kendisini çağırıp Kocaeli’nde yasal partiyi kurma görevini verir. Şoför İdris, bir saniye bile tereddüt etmez, işini bırakıp Kocaeli’ne parti şubesini ve işçiler için sendika kurmaya gider. Şoför İdris TSEKP Kocaeli şubesini ve Kocaeli İşçi Sendikaları Birliği’ni nasıl kurduğunu anılarında şu sözlerle anlatır:

“Parti binası tutulup, o afişleri de asınca topladım arkadaşları. Sen Mustafa İstaş, parti başkanı. Sen Yıldız, onun muavini. Ki o benim muavinimdi. Sen muhasebeci. Sen neşriyat. Sen teşkilat. Böyle, böyle… Bana artık sokakta selam vermeyeceksiniz. Şaşırdı bunlar. Ee, ne olacak? Ben sendikaları kuracağım. 

“Hemen gidip bir kahvenin üstünü tutuyorum. Orayı da düzenliyoruz. Sonra doğru Selüloz Sanayi Fabrikası’na gidiyorum motorcu, tesviyeci, direksiyoncu. Buyrun size bonservislerimi de göstereyim. İstediğinizden imtihan edin, muvaffakiyet gösterirsem alın. Tesviyeden ediyorlar, şahane iş çıkarıyorum. Bayılıyorlar. Tamam. Bana neredeyse yüzbaşı maaşına yakın bir ücret verecekler. İşçi tulumum üzerimde tezgahtayım.

“İşler yolunda. Salih isminde bir arkadaşı buluyorum. Hafta sonu, o fabrikada çalışıp da, sakat kalmış insanları buluyoruz. Kolu kopmuş, ayağı kopmuş. Karşılıksız dışarı atılmış. Hemen Salih resimlerini çekiyor onların. O resimleri alıp doğru İstanbul’a gidiyorum. Kalmuk’a, Benneci’ye. Hemen beyannameleri basıyoruz. Altına sendikanın adresini yazıyoruz. İşçi sendikalarının altında toplanın. Yoksa akıbette bunun gibi olursunuz. Bir üzüm sepeti. Altta beyannameler, üstte üzümler.” Ancak 1946’da “çok partili hayata geçiş” Demokrat Parti’den ibaret kalır. Birkaç ay sonra kurulmuş olan tüm sol, sosyalist partiler kapatılır. Komünistlere de yeniden yalnızca illegal mücadele seçeneği kalır. Yeni bir fırsat ancak 1961 yılında Türkiye İşçi Partisi ile yakalanacaktır. Şoför İdris TİP’e de üye olur. Sonra illegal TKP. TBKP’nin marksizm-leninizmden uzaklaşmasına itiraz eder… Ve 1990’larda “partisini” bulur. Sosyalist Türkiye Partisi ile kuruluş öncesi hazırlık toplantılarında tanışır. 1996’da yaşama gözlerini yumduğunda STP’nin devamı ve TKP’nin öncülü olan Sosyalist İktidar Partisi’ne üyedir.

82 yıllık hayatı boyunca Şoför İdris partinin olduğu her yerde olmuştur. Parti Şoför İdris’in olduğu her yerde. Şoför İdris, örgütlü mücadelenin her daim bir iradi müdahale olduğunun en somut örneklerindendir. Bir komünistin başlıca işi örgütlenmek, bulunduğu yerde partiyi örgütlemektir. Şoför İdris örgütçülüğün en güzel örneklerindendir. Komünistler işçi sınıfına öncülük eder, mücadelede ön açar, yol gösterir, en önde yer alır. Kendi deyimiyle, “bir komünist binlere bedeldir.”

Son olarak, örgütlenmek konusunda sözü yine Şoför İdris’e bırakalım:

“Önce kendini kabul ettireceksin, meziyetlerinle ve karakterinle. Bunu yapmadan propaganda ve sivrilik, çocukluktur ve bir şeye yaramaz.

“Sınıfımın kavgası, benim kavgamdır; benim şahsımda taşınıyor, nereye gidersem oraya. Bu benim için bir sanattı.” 


* Alıntılar: Hikmet Algül, Şoför İdris Anılar, Yar yayınları, İstanbul, 2004







.



.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder