31 Ocak 2017 Salı

Dünya dönüyor....Evrim sürüyor..........

Evrim Oyununda Nasıl Başarılı Olunur?

Özgür aklın simgelerinden Atinalı filozof Socrates, dönemin egemenleri tarafından şehrin tanrılarına inanmamak ve gençlerin ahlakını bozmakla suçlanarak ölüme mahkûm edilir. Sokrates, eleştirel düşünmenin, yaratıcı aklın, özgür vicdanın savunucusudur. “Sadece bir iyi vardır, bilgi; sadece bir kötü vardır, cehalet.” sözü ona aittir. İlkelerinden vazgeçmeyi reddeder, kendi isteğiyle baldıran zehiri içerek hayatına son verir.
Giardano Bruno da bilim tarihinin simge isimlerinden biridir. Kopernik kuramına dayanan güneş merkezli sistemi Kilisenin öğretilerine ters düşüyor ve bu öğretiyi coşku ile savunması Kilisenin öfkesini çekiyordu. 16. Yüzyılda Engizisyon Mahkemesi tarafından yakılarak öldürülür. Bruno, "Tanrı, iradesini hâkim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır; yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hâkim kılmak için Tanrı'yı kullanırlar." manifestosuyla dikilir Engizisyonun karşına. Aradan yüzyıllar geçmesine karşın bu uğursuz kural ne yazık ki devam ediyor. Aynı yüzyılda Galileo Galilei, “Dünya dönüyor!” dediği için engizisyon mahkemesi tarafından idama mahkûm edilir, sözünü geri alması karşılığında affedilir. Ancak mahkemeden çıkarken ‘’Siz isteseniz de istemeseniz de dünya dönüyor’’ diye mırıldandığını tarih not düşer.
19. Yüzyıl’da C. Darwin, doğada yaptığı gözlemler ve topladığı fosillerden yola çıkarak “evrim kuramı”nı geliştirir. Bu kuram, semavi dinlerin vazettiği yaratılış anlayışıyla çelişiyordu. Semavi dinlere göre tüm evren ve canlılar bir yaratıcı tarafından yaratılmıştı. Tüm canlılar en başından beri mükemmel bir biçimde vardı. Bu yüzden C. Darwin, kilise tarafından Tanrı’nın kanunlarına karşı gelmekle suçlanmış ve eleştirilmişti. Ancak İngiliz Kilisesi Darwin’in 200. doğum gününde "Charles Darwin: Doğumunun 200. yılında, İngiltere Kilisesi seni yanlış anlamış olmaktan ve yanlış bir ilk tepki vermiş olmaktan ötürü sana bir özür borçludur. Bu hatamızın, günümüzde halen seni yanlış anlamayı sürdüren insanların varlığını desteklediğini düşünüyoruz. Bizler, 'inanç anlamayı gerektirir' sözünün erdemine inanıyoruz ve bu özrümüzün bazı şeyleri tamir edeceğini umuyoruz." sözleriyle ondan özür dilemişti.
Evrim düşüncesinin Darwin’i önceleyen çok çok eski bir geçmişi var. Antik Yunan’da, Çin’de, Orta Çağ Müslüman bilginlerinde sistemli bir evrim görüşü vardır. Antik Yunan’da Anaksimnndros, Empedoklas, Aristo gibi düşünürler çeşitli bağlamlarda evrimden söz ederler. Uzak Doğu’nun büyük düşünürü Konfüçyüs’te de evrim düşüncesi vardır. El-Cahiz, İbn-i Rüşd, İbn-i Sina gibi İslam düşünürleri de birçok yapıtında evrimden söz ederler. Evrim düşüncesiyle Tasavvuf edebiyatında da karşılaşırız. Tasavvuf şairleri “devriye” adını verdikleri uzun şiirlerde canlılığın nebatattan, hayvanata, oradan da insanata evirildiğini anlatırlar. İnsanı Tanrı’ya ait özellikler taşıyan en üstün varlık olarak kabul eder, insana değer verirler.
Kaldı ki günümüz modern bilimlerinin hemen hepsi bir evrim, tekâmül sistematiği üzerine kuruludur. Sosyoloji, insan topluluklarının işleyişini belli genel yasalara dayandırarak açıklar ve bir sosyolojik evrimden söz eder. İnsanlığın ana çizgileriyle avcı-toplayı bir yaşam biçiminden, toprağı işlemeye dayalı bir yaşama(tarım toplumu), oradan da modern sanayi-kent toplumuna ulaştığını söyler. Dinler tarihi, insanın inanç dünyasının da bir evrimi olduğunu; dinin animizmden, totemizme, çok tanrıcılıktan, tek tanrıcılığa evirilen bir süreç olduğunu ortaya koyar
Aslında evrim kuramı da yöntemsel olarak diğer bilim disiplinlerinden farklı bir şey söylemez. Evrim kuramı, canlılığın tek hücreli basit bir yaşam formundan zaman içerisinde gelişerek ve çeşitlenerek oluştuğunu ileri sürer. Ortak atadan uzaklaştıkça çeşitlilik artar. Bitkiler, hayvanlar, insanlar ve diğer tüm canlıların kökeni kendilerinden önce yaşamış türlere dayanır ve ayırt edilebilir farklılıklar, başarılı kuşaklarda meydana gelmiş genetik değişikliklerin bir sonucudur. Canlılar, doğal koşullardan kaynaklı mutasyonlar sonucu değişime uğrar ve hayatta kalmak için içinde yaşadığı çevreye adapte olur. Bu değişim yaşamın ana dinamiğidir, bu değişimi yok saymak yaşamın kendisini yok saymaktır.
1580 yılında Takiyüddin Efendi’nin rasathanesini topa tutturarak yıktıran Osmanlı İmparatorluğu, 17. Yüzyıl boyunca Batı karşısında neden sürekli yenilgiye uğradığını, çözüldüğünü kavrayamaz. Çünkü Fatih dönemini dışarda tutarsak, Osmanlı medreseleri pozitif bilimlere ve dış dünyadaki gelişmelere kapalıdır. Hafızaya ve ezbere dayalı Osmanlı ilmiye sınıfı yeni bir şey söylemeyi “şirk” sayar. Daha çok kendinden önce söylenenleri ezberler ve yineler. Osmanlı’da dogmalardan bağımsız düşünmeyi kısmen mutasavvıflar temsil eder. Bizde aklını eleştirel bir biçimde kullanan modern aydın tipi ancak 19. Yüzyılda Batılılaşma süreciyle ortaya çıkar.
Belli ki bilimden, akıldan, çağdan kopmanın bedelini çok ağır yaşamış bir toplumun çocukları tarihten en ufak bir ders almamışlar. Akıl, bilgi ve bilim çağında evrim kuramının çürüdüğünü kesin bir dille söyleyebiliyor, modern bilimin en temel kuramlarından birini orta eğitim müfredatından çıkararak akla, bilme, bilgiye nasıl sorunlu baktıklarını ortaya koyuyorlar. Bugün şeriat kurallarıyla yönetilen İran eğitim sisteminde bile evrim kuramı yasaklanmış değildir. Hemen her çağdaş ülkenin eğitim müfredatında evrim kuramı saygın bir yere sahiptir. Umudum odur ki bizim topraklarımızın birikimi bu yanlışlığı düzeltecektir.
Bilimle dogmanın, bilgiyle cehaletin savaşımı devam ediyor. Ama bilinmelidir ki güneş balçıkla sıvanmaz. Değişen koşullara ayak uydurabilen canlılar, insanlar, toplumlar geleceğe kalacaklar. Değişimi gerçekleştirecek zekâ ve yeteneği gösteremeyenler elenecek. Biz istesek de istemesek de, kızsak da kızmasak da doğanın yasası böyle. Yani sözün özü dünya dönüyor, evrim sürüyor…

Turgay Çimen



.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder