20 Ocak 2017 Cuma

İşçi sınıfı orta sınıfları püskürtmek zorunda




"Liberaller işçilere ‘toplum’un sempatisini kazandığınızda güçlüsünüz” der, marksistlerse işçilere farklı bir şey söyler: Güçlüyseniz ‘toplum’ size sempati duyar.”

İvan Petrov, 1912 Mayıs’ında böyle yazmış.
“Toplum”dan kastettiği, işçi sınıfı dışında kalan küçük burjuvalar, köylüler, aydınlar… 
İlla ki şu soru yöneltilmiştir kendisine: Ama güçlü olmak için toplumun sempatisi gerekmiyor mu?

Gelin bu soruyu tartışalım. Tamam koşullar farklı, 1912 Rusya’sı ile 2016 Türkiye’si arasında epey bir fark var. Zaten İvan Petrov diye biri de yok; o satırları takma isimle yazan, Vladimir İlyiç Ulyanov; asıl tanınan müstear adıyla Lenin.

Ama 1912’den 2016’ya değişmeyen bir gerçek var: Devrimci bir sınıf olarak işçi sınıfının kendisini toplumun diğer sınıflarına kabul ettirme, toplumun belli bir kesimini yanına çekme ihtiyacı.

“İşçi sınıfının devrimciliği mi kalmış” itirazının da gelebileceğini biliyoruz. Oysa sanıldığı gibi değil, işçi sınıfının devrimciliği kendisini her daim sokakta, fabrikada göstermeyebilir. Ancak işçi sınıfı her durumda devrimci sınıf olmaya devam eder. Çok basit bir nedenle: Sermayenin egemen olduğu bir toplumsal düzenin sürmesi işçi sınıfının çıkarına değildir; tersine işçi sınıfının çıkarı sermaye egemenliğinin sonlandırılmasındadır. Kendisi için ve bununla beraber bütün insanlık için. Tarihsel bir olgudur bu; bir işçi sınıfı hareketinden söz etmek neredeyse imkansız hale geldiği, deyim yerindeyse yaprak dahi kımıldamadığı sanılan anlarda dahi bu gerçek değişmez.

Devrimci sınıf, bazen ve bir bölümüyle kendisine yanaşabilecek sınıf ve katmanların sempatisini kazanmak zorunda. Neden?

Nicel nedenlerle mi?

Sayısal büyüklükler bütünüyle yabana atılamaz ama asıl mesele başka bir yerde. Zaman içinde görüldü ki, toplumun küçük bir azınlığının diktatörlüğü anlamına gelen kapitalist düzeni ayakta tutan, orta sınıflardan ya da küçük burjuvaziden işçi sınıfına yayılan algı. Bir süredir Türkiye’de işçi sınıfına egemen olanın orta sınıf ideolojisi olduğunu ısrarla vurguluyoruz. Kuşkusuz bu yeni bir olgu değil, bunu söylemek de bir “buluş” yapmak anlamına gelmiyor. Ancak Türkiye’de işçi sınıfının üzerinin bu ideoloji tarafından olağanın ötesinde örtüldüğünü hesaba katmak zorundayız. Bu ilişki tersine çevrilmek zorunda.

Orta sınıfların işçi sınıfını belirlemesi yerine, işçi sınıfının orta sınıfları, en azından onların belli bir bölümünü baskılaması gerekiyor. Sempatilerini kazanması…

İşçi sınıfı güç olmadığı sürece bu olanaksız, İvan Petrov sonuna kadar haklı. İşçi sınıfı bir güç haline gelmeden, toplumda sempati filan kazanamaz. Bırakın sempatiyi, artık işçi sınıfının varlığı bile sorgulanır oldu. Arada sırada, yürekli, kararlı çıkışlar gerçekleşmesine rağmen…

Kabul, işçi hareketi her yerde bayağı zayıf ve her yerde işçi sınıfının üzerini örten bir orta sınıf terörü var. Marksist, devrimci olduğunu söyleyenler dahi Fransa’da sürmekte olan ve şaşırtıcı bir etkiye ulaşan sınıf kavgaları yerine İngiliz ve Rus lümpenlerinin boğazlaşmasına ilgi gösteriyor. 

Holiganların hır gürü olmasa, sanki Sovyet iktidarının çocuklarıymış gibi Rusya takımının Avrupa Şampiyonası’ndaki varlığı, Fransız proletaryasından daha fazla heyecan yaratıyor. Futboldan nefret edeceğiz bu gidişle…

Peki ne olacak?

Olacağı şu, işçi sınıfı, üzerindeki bu baskıyı kaldıracak. Şu mantık dizgesiyle…

1. İşçi sınıfının güçlü olması siyasal ve ideolojik bir işlemdir. “İşçi sınıfının ideolojisi olmaz”la, “siyaset karıştırmayalım arkadaşlar”la işçi sınıfı kötürümleşir.

2. AKP’nin ekonomi politiği Türkiye işçi sınıfının orta sınıf ideolojisi karşısındaki direncini düşüren unsurlara sahiptir: Genişletilen kredi olanaklarıyla iş gücünün borçlandırılması gibi, kentsel dönüşümle geniş bir kesimin rant avcılığına yöneltilmesi gibi, sağlıktaki sözde reformlarla en temel insani gereksinimlerden birinin “tüketim”e çevrilmesi gibi, AVM’lerin yeni bir yaşam kültürü haline gelmesi gibi, havaalanları-köprüler-otoyollarla teknolojinin iyice yabancılaşması ve “iktidar”ın fetişleştirilmesi gibi… 

Orta sınıf ideolojisi, işçi sınıfına bu kanalları kullanarak sızmıştır. Bu kanallar tıkanmalı, bu kanallarda barikat kurulmalıdır.

3. Tüm bu olguların emekçiler arasındaki olumsuz etkisini yayanlar öncelikle işçi kimliğini henüz benimsememiş, daha eğitimli, düzenli iş ve gelire sahip işçi kesimleridir. Bu kesimler ülkenin siyasal ve ideolojik ikliminde söz sahibi olmak açısından orta sınıflarla paslaşmaktadırlar. Laik ve zaman zaman yurtsever duyarlılıklar açısından göreli daha diri, işçi sınıfının tarihsel ve kolektif çıkarlarıyla ilişkilenmede ise daha isteksiz olan bu kesimler içinde şiddetli bir ideolojik-siyasal kavga başlatılarak işçi sınıfı saflarında küçük burjuva ideolojisinin etkisi daraltılmalıdır. Bu kesimleri işçi sınıfının tarihsel ve kolektif çıkarlarından uzak tutan ekonomik koşulların hızla kötüleşmesi ihtimal dahilindedir, bu bir avantaja çevrilmelidir.

4. İşçi sınıfının güvencesiz kesimlerinin çaresizlik ve hoşnutsuzluğunun, işçi sınıfının ideolojik ve siyasi açıdan dominant kesimleri içinde “işçi sınıfı” kültürü ve kimliği yükselişe geçmeden devrimci bir enerjiye dönüşeceği beklentisi büyük bir hayaldir.

5. Türkiye işçi sınıfının eğitimli kesimlerine ısrarla küçük burjuva ideolojisi pompalayan bütün unsurlarla açık bir kavgaya girişilmelidir. İster meslek odası, ister sendika, ister siyasal yapı olsun, sınıf kimliğinin üzerini sektörel, mesleki ya da etnik nedenlerle örten herkes işçi sınıfına ihanet etmektedir.

6. Dinselleşmenin işçi sınıfını cemaatleştirdiğini yıllardır söylüyorduk; “işçi sınıfını bölmeyin” diyerek bu saptamaya itiraz edenler dahi kabulleniyor artık: İşçi sınıfı seküler bir ortamda serpilip gelişir. Seküler bir ortam yoksa, işçi sınıfını ayağa kaldıracak olan kuşkusuz onun aynı zamanda aydınlanma kavgası vermesidir.

7. İşçi sınıfı güç olmadan sempati toplayamaz. İşçi sınıfı karşısına sermaye sınıfını bütün kurumlarıyla, siyasi oluşumlarıyla ve patronunun şahsında karşısına alma cesareti göstermeksizin inandırıcı bir güç olamaz. Bunun “sempatik” kılınması ise ideolojik ve siyasi mücadelenin işidir; işin gerçeği partinin görevidir. İşçi sınıfının tarihsel ve güncel haklılığı, sermayenin haksızlığı gösterile gösterile toplumsal algıya kazınır.

8. Türkiye’de elimizde toplumun en az yarısına yerleşmiş olan Erdoğan nefretini zengin sınıflara genişleten emekçi kesimlerin sayısını hızla artırmak zorundayız. Bu artış orta sınıflarda tepki çekecek, rahatlarını kaçıran avamın kişilik kazanmasına huysuzluk edeceklerdir. Onların baskılanmasında yıllardır onları işçi sınıfına pazarlayan eğitilmiş iş gücü içinde çoğalan devrimci unsurların direnci ve çabası büyük önem kazanacaktır: 

“Empati filan istemiyoruz, işçi sınıfına saygı göstereceksiniz.”  Hakkını arayan belediye işçisinin ardından “her taraf çöp kokuyor, bunlar da çok oldu” diyemeyecekler; 

“iş mi yavaşlatmışlar, toplantım var, başlarım onların zam talebine” diye söylenemeyecekler.

Sempati verilmez alınır.






.
.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder