9 Şubat 2017 Perşembe

Çöpte Dostoyevski Buldum


oktay-cetinkaya-belgesel
Bazen hayat, bazıları için hiç de güzel bir başlangıç değildir. Ama o başlangıç ne kadar kötü olursa olsun; onu değiştirmek küçücük bir “tesadüf”e bakar… 
Tesadüflere inanıyorsanız elbette.
İşte bu bahsettiğimiz dönüm noktaları için, siz ister tesadüf, isterseniz de kader diyin. Adının hiçbir önemi yok. Önemli olan her zaman ve daima “farkında olmak”.
Oktay’ın hikayesi, tesadüf veya kader değil; içerisinde kocaman bir farkındalık barındırıyor. Doğduğu günden beri, aldığı nefesin, daima farkında olan bir adam o çünkü…
Oktay, alkolik ve kumarbaz bir baba ile dilencilik yapan bir annenin çocuğu olarak, Adana’da dünyaya geldi. Sadece ilkokulu bitirebildi ve sonrasında bir kaportacının yanında işe girdi. Daha çocuk yaşında, çarpık düzenin ağırlığını, en acımasız haliyle omuzlarında hisseden Oktay, daha sonra, hurdacılara satmak için kablo, kanalizasyon kapağı gibi malzemeler çalmaya başladı… Hırsızlık yaparken rastladığı kağıt toplayıcılara özendi ve aslında onu bambaşka bir yolculuğa sürükleyecek olan işle; yani kağıt toplayıcılığıyla böylece tanışmış oldu.
oktay-sokak
Ve başladı İstanbul sokaklarında kağıt toplamaya. Diğer kağıt toplayıcıları, tinerciler, sokak çocukları, sokak hayvanları; hepsi en iyi dostları oldu onun. Kitap demek, sadece ekmek parası demekti Oktay için. Çöpte bulduğu kitapları bazen sahaflara satıyor; parasını alıyordu. Zaten sadece ilkokulu bitirebilmişti; sonrasında ise kitaplarla tek ilişkisi bu şekilde olmuştu.
Oktay önce o kitabı okudu, sonra diğerini… Derken artık çöpte bulduğu kitapları biriktirmeye ve hepsini teker teker okumaya başladı. Sırf bu yüzden, kitapları da satmıyordu sahaflara. Arkadaşları ile kaldıkları mekanda biriktiriyor, gözü gibi sahipleniyordu onları… En çok da Dostoyevski’yi seviyordu.
Oktay Çetinkaya’nın hikayesi yönetmen Enis Rıza tarafından 2009 yılında 83 dakikalık bir belgesele çekildi. Belgeselde Oktay’ın annesi, dostları, işverenleri onunla ilgili öyle şeyler anlatıyor ki, insan izlerken oturup kendi hayatını sorguluyor; acaba gerçekten anlamlı bir yaşama mı sahibim diye…
Böyle söylüyor kendi hikayesi için Oktay. Belki kötü bir çocukluk geçirdi; şimdi de harika bir hayatı yok. Ama belli ki o, her zaman bu hayatın değerini bildi; vazgeçmedi yaşamaktan. Yaşadığı her günü gerçekten severek yaşadı. Kitaplarla buldu yolunu. Ve de kitaplarla devam ediyor. Sevgisiyle, yaşam enerjisiyle bir yandan tanıdığı insanlara neşe oluyor; bir yandan da başka insanların hikayelerini anlatarak; bizlere nasıl yaşamlar olduğunu gösteriyor; yaşamın asıl anlamını sorgulatıyor…

Kaynak



.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder