1 Şubat 2017 Çarşamba

İntihar etmiş bir işçinin şiirleri


Aşağıda okuyacağınız şiirler, Çin’in işçi intiharları, iş katliamları ve askeri çalışma disiplini ile dünya çapında lanetli bir şöhret sahibi, toplam 1 milyondan fazla işçinin çalıştığı Foxconn’da, 3 yıl çalıştıktan sonra intihar etmiş Çinli göçmen bir işçi, Xu Linzi’nin evrensel bir değere sahip şiirleridir.
Foxconn fabrikalarında 2010 yılında 18 işçi intihar girişiminde bulundu, 14’ü öldü. Sonraki yıllarda işçi intiharları azalmakla birlikte sürdü. İşçi intiharlarında azalma dev şirket yönetiminin işçi yatakhanelerine dış alt tarafına ağ germek gibi komik önlemlerinden çok 2012 yılından itibaren işçi direnişlerinin yükselmesine bağlıdır. Foxconn işçilerinin ilk direnişleri de tipiktir; topluca fabrikaların çatısına çıkıp toplu intihar girişiminde bulunmak. Fakat bunu, fiili kitle grevleri dalgası ve örgütlenme girişimleri izler. Foxconn işçileri bu çetin direnişler sonucunda 2 kata yakın ücret artışı ve çalışma koşullarında kısmi iyileştirmeler gibi, yalnız Çin işçi sınıfı açısından değil dünya proletaryası açısından önemli kazanımlar elde etmeye başlar. Çinli göçmen işçileri eskisi çalıştıramaz hale gelen Foxconn’un buna yanıtı ise, fabrikaları robotize etmek, bazı fabrikaları mücadelelerin yoğunlaştığı kıyı şeridinden iç bölgelere kaydırmak olur. Foxconn, önümüzdeki 3 yıl içinde çalıştırdığı 1 milyon işçi sayısını yarıya düşürüp fabrikalarında 300 bin robot ve otomasyon sistemlerini devreye sokacağını açıkladı.
Xu Linzi kırsaldan yoksulluk içinde kente, fabrikalara çalışmaya gelen milyonlarca göçmen işçiden biridir. Ama kitaplara, okumaya, sanata, edebiyata, bilime meraklıdır; çoğu göçmen işçinin yaptığı gibi 5-6 yıl herşeye katlanarak bir miktar para biriktirmek için en ağır koşullarda fabrikalarda çalıştıktan sonra, köyüne dönüp evlenip küçük bir ev inşaa etmekten ibaret olan kaderi paylaşmak istemez. Çalışma dışı zamanının tamamını geçirdiği büyük kütüphanelerin, üç kuruşluk ücretinin tamamını yatırdığı büyük kitapçıların olmadığı bir yerde yaşayamayacağını düşünür. 3 yıl montaj hattında ölümüne çalıştığı Shenzen’deki Foxconn fabrikasında, şiir, edebiyat ve gazetecilik çalışmalarına daha fazla zaman ayırabilmek için büro işine geçmeyi umar. Bu umudu gerçekleşmeyince dayanamaz hale geldiği fabrikadaki işini bırakır. Başka şehirlere giderek, sanatsal çalışmalarını sürdürme olanağı olacak farklı işler arar. Tabii bu tür bir iş bulamaz, yeniden umutsuzluğa kapılır, Ekim 2014’te intihar eder.
Xu Linzi’nin ilk şiirleri, 1 milyon işçinin çalıştığı Foxconn’un iç gazetesinde yayınlanır. Burada yayınlanan şiir, öykü, makale, film eleştirileri ona ilk edebiyat ve gazetecilik eğitimi ve heyecanını kazandırır. Fabrika, montaj hattı, göçmen işçilerin çalışma ve yaşam koşullarına ilişkin eleştirel dozu ve etkisi giderek artan şiirleri sansürlenerek yayınlansa da, Foxconn işçileri arasında büyük bir etki yaratır, elden ele dolaşarak işçiler tarafından yüksek sesle birlikte okunur. Şiir ve sanata olan doğal yeteneği gazete editörlerinin dikkatini çekse ve gazete onsuz çıkamaz hale gelse de, sansür ve şiirlerini gönderdiği sanat dergi ve gazetelerinin bunları yayınlamaması, şiir ve sanatsal çalışmalarına daha fazla zaman ve olanak sağlayacak koşulların olmaması, aşırı duyarlı, içe kapalı ve utangaç işçi gencin umudunu iyice kırar.
Şiire olan olağanüstü doğal yeteneği ile çok çetin koşullarda incelemeye çalıştığı geleneksel ve modern Çin şiiri ve sanatı üzerine çalışmalarından, neoliberal kapitalizmin yıkıcı, ezici çalışma ve yaşam koşullarının deneyimi ile ince sanatsal duyarlığın birleşiminden, yalnızca Çin’de değil dünya çapında benzer koşullardaki yüz milyonlarca işçiyi kucaklayan ve hitap eden, yıkıcı proleterleşme süreçlerinin en çıplak, en yalın, en içerden, en keskin eleştirel, evrensel bir işçi şiiri doğar. “Montaj hattında, on binlerce işçi kağıttaki sözcükler gibi dizilmiş/ “Daha hızlı, acele edin” diye havladığını duyuyorum denetçinin.” diye anlatır yaşadıklarını. “Acılar içinden akarak/nihayet kalemimin ucuna erişiyorum/kağıda kök salarak sağaltmaya çalışıyorum kendimi/benim yazdıklarımı ancak göçmen işçilerin kalpleri anlayabilir” diye paylaşır hislerini. Gençliğinin -henüz 20’lerin başındayken- nasıl solup gittiğini gün gün hissederek haykırır: “Gündüz gece nasıl yerle bir olduğunu seyrediyorum gençliğimin/Preslenmiş, cilalanmış, kalıbına dökülmüş/Birkaç kuruşluk, ücret denilen faturaların.”
Linzi’nin şiirlerini İngilizce çevirisinden (http://libcom.org/blog/xulizhi-foxconn-suicide-poetry) Türkçe’ye çevirmeye çalıştık. Şiirlerin çeviride, hele ki ikinci dilden üçüncü dile çevrilirken estetik değerinden epey şey kaybettiği bilinse de, Linzi’nin bir işçi olarak yaşadıkları kadar bunları ifade etmedeki hem olağanüstü yalınlık hem de sarsıcılığı bu zorluğu aşmamızı kolaylaştırdı. Hele ki seri işçi katliamları furyasının yaşandığı Türkiye işçi sınıfının yeniden oluşum sarsıntılarındaki karşılıklarıyla nasıl doğaçlama biçimde kaynaştığı görüldüğünde, Çince İngilizce Türkçe ve toplumsal-kültürel doku özgüllükleri ne olursa olsun, konuşanın evrensel proletarya olduğunu görmek zor olmayacaktır.
Linzi’nin şiirlerine evrensel derinliğini kazandıran, yalnızca bir işçinin acılarını, kendi ürettiklerine, kapitalistlerin elinde canavarlaşan ve düşmanlaşan üretici güçlerine, emeğine, kendine yabancılaşması, yalnızlaştırılmasını, “ücret, makine, montaj hattı, çıktı” kelimeleri altında gençliğinin, düşlerinin nasıl ezildiğini çok çarpıcı biçimde dile getirmesi değil, şiiri de proleterleştirmesi, bu uzlaşmaz sınıf karşıtlığını en kaba ve acımasız ücretli kölelik gerçeğinin karşısına yalnızca ve basitçe biraz daha iyi ücret ve çalışma koşulları istemini değil, işçilerin çok yönlü toplumsallaşmış bireyler, yeni bir yaşam ihtiyaç ve özlemini koyarak daha ileriye taşıyabilmesidir. Bu yüzden Linzi’nin şiirleri her ne kadar acı ve ümitsizlikle karılmış görünse de, dünya çapında gelişmekte olan fiili kitle grevleri, işçi isyan ve direnişleri, daha gelişkin proleter devrimci kolektif örgütlenme ve mücadelelerine doğru yazılmayı bekleyen şiirlerinin, tohumunu ve esinini de içinde taşımaktadır.
Xu Linzi (1990-2014)

Herkes diyor ki
Ben birkaç kelimelik bir çocukmuşum
Bunu inkar etmiyorum
Ama gerçekte
Konuşsam da konuşmasam da
İçinde olduğum bu toplumla
Çelişiyorum

– 7 Haziran 2013




Gözlerimin önündeki kağıt sararıp soluyor
Çelik bir kalemle ona tekinsiz bir siyahı kazıyorum
İşleyen sözcüklerle dolduruyorum
Atelye, montaj hattı, makine, çalışma kartı, fazla mesai, ücretler…
Beni uysal olmam için eğittiler
Bilmiyorum nasıl haykırılacağını veya isyan edileceğini
Nasıl şikayet veya muhalefet edileceğini
Biliyorum yalnızca sessizce tükenmenin acısını çekmeyi
Buraya ilk geldiğimde
Yalnızca şu gri ödeme çıktısını bekledim her ayın onunda
Bana gecikmiş bir teselli versin diye
Bunun için eklemlerime, bunun için sözcüklerime eziyet edip durdum
İşi asmayı reddettim, hastalık iznini reddettim, özel ihtiyaçlar iznini reddettim
Geç kalmayı reddettim, erken çıkmayı reddettim
Montaj hattının başında demirdenmiş gibi dikiliyorum, ellerim sanki uçuyor,
Kaç gün boyunca, kaç gece boyunca,
Ayaktayken -tıpkı böyle- uykuya dalıp gittim?

– 20 Ağustos 2011


Bir vida yere düştü
Fazla mesainin şu kara vaktinde
Dikey sıçradı, hafifçe yuvarlandı
Kimsenin dikkatini çekemeyeceğim
Geçen seferki gibi
Aynı böyle bir gecede
Biri böyle yere yuvarlandığında olduğu gibi

– 9 Ocak 2014



Makine bile uyukluyor
Mühürlü atelyeler hastalıklı demir dolu
Ücretler kapalı perdeler altında saklanıyor
İşçilerin kalplerinin dibine gömdüğü aşk gibi
İfade etmeye zaman yok, tutku tozun içinde dağılıyor
Demirden dökülmüş mideleri var
Koyu asit dolu, sülfürik ve nitrik
Sanayi gözyaşlarını yakalıyor dökülme şansı bulamadan
Zaman akıp gidiyor, başları sisin içinde kaybolmuş
Üretim çıktıları yaşamlarını eziyor, acı gece gündüz fazla mesai yapıyor
Yaşamlarında, vaktinden önce bir sersemlemişlik
Makara deriyi yüzüyor
Ve şu şunun üstüne, alimunyum bileşimi sathında tabakalar
Bazıları hala dayanıyor, diğerlerini hastalık kaptı
Onlar arasında pinekliyorum, bekçiliğini yapıyorum
Gençliğinizin son mezarlığının.

– 21 Aralık 2011


Bu kimsenin beklemediği bir şey
Hayat yolculuğum
Tamamlanmış olmaktan çok uzak
Ama şimdi yarı yol tabelasında bocalıyor
Benzer zorluklar
Daha önce olmadığı için değil
Ama daha önce
Böylesine ani
Böylesine vahşi gelmemişlerdi
Tekrar tekrar mücadele
Ama nafile
Herkesten fazla ayakta kalmak istiyorum
Ama bacaklarım işbirliği yapmıyor
Midem işbirliği yapmıyor
Vücudumum tüm kemikleri işbirliği yapmıyor
Sadece dümdüz uzanabilirim
Bu karanlıkta, sessiz stressiz
Bir sinyal gönderebilirim dışarıya, tekrar ve tekrar
Yalnızca duyulması için, tekrar ve tekrar
Ümitsizliğin yankısı

– 13 Temmuz 2014


Demirden yapılmış bir mehtabı çiğneyip yuttum
Onlar buna bir çivi diyorlar
Bu endüstriel lağım pisliğini, işsizlik istatistiklerini çiğneyip yuttum
Makinelerde kamburu çıkmış gençlik vaktinden önce ölüyor
İtişip kakışmayı ve mahrumiyeti çiğneyip yuttum
Yaya köprülerini, pasla kaplanmış hayatı çiğneyip yuttum
Daha fazlasını çiğneyip yutamaz hale geldim
Tüm çiğneyip yuttuklarım şimdi gırtlağımdan geri fışkırıyor
Atalarımın toprağında saçılıyor
Utanç verici bir şiire karışıyor

– 19 Aralık 2013


On metrekarelik bir yer
Sıkışık ve rutubetli, yıl boyunca yok gün ışığı
Burada yemek yer, uyur, sıçar ve düşünürüm
Öksürür, baş ağrısı çeker, yaşlanır, hastalanır ama bir türlü ölmeyi beceremem
Alık sarı ışık altında boş boş bakarım, bir aptal gibi kıkır kıkır gülerim
İleri ve geri adımlarım, hafif sesle şarkı söylerim, şiirler yazarım
Camı açarım hep veya sahanlık kapısını
Ölü bir insan gibi görünürüm
Yavaşça tabutunun kapısını açan.

– 2 Aralık 2013




.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder