18 Şubat 2017 Cumartesi

Kimi asacaksınız?




Tayyip Erdoğan’ın referandum argümanlarından biri de idam cezasını geri getirmek. Alıştığımız şeriatçı-faşist demagojilerden biridir bu. Üstelik AKP’nin en güçlü tarihsel bağının 12 Eylül faşizmiyle olduğunun da kanıtıdır. Zira Türkiye’de idam 1984’ten beri uygulanmamıştır. Daha öncesi bir yana, idam yoğunluğu ülkemizde 12 Eylül darbesinin alameti farikalarından biri olmuştur.

Ama dahası, bu ceza 2001 ve 2002’de savaş tehdidi, terör suçları, çok yakın savaş tehdidi gibi sınırlamalara tabi tutulduktan sonra 2004’te anayasadan ve ceza kanunundan da çıkartılıyor. Yani 1984’te fiili durdurmayla başlayan süreç AKP iktidarında noktalandı. Demagoji derken kastım bu. Demek ki AKP konuya zamanında da ilkesel değil pragmatik açıdan yaklaştığını bugünkü söylemiyle açık etmiş bulunuyor. İdama karşı çıkarken de demagoji yapıyorlardı…

Şimdi de öyle. Arada işin pragmatik tarafı nedir, onu da not edelim. 1999’da Öcalan’ın bir Amerikan-İsrail ortak yapımıyla Türkiye’ye teslim edilmesinin koşullarından biri adı geçenin idam edilmemesiydi. Önemsiz tarafı şu ki, sonu idamla tamamlanacak olan bir teslim etme operasyonu, Batının insan hakları anlayışına falan değil, ABD’nin Kürt politikasına ters düşerdi. ABD Ortadoğu’da Kürt unsuruna yatırım yapmaya çoktandır karar vermişti ve bir Kürt liderinin öldürülmesine ortak olmak işin tadını kaçırırdı. AKP bu koşulu tartışmasız kabul etmiştir. Çünkü kendi varlığını, ABD’nin bölge paketinde yer bulmasına borçludur. “Paketin işime gelen parçasını alayım, Kürt parçasını istemem.” Yok öyle şey!

Giderek açık hale geldi ki, Amerikan yatırımında Öcalan sadece dolaylı bir öğe değildi. Uzunca zaman bir nevi rehine eylemiyle PKK faktörünün geri çekilmesi sağlanmış, sonra bölge projesi güncellenmiştir. Bunun içinde Türkiye’de Kürt statükosunun değiştirilmesi de vardı. AKP bu koşulu da tartışmasız kabul etmiştir ve sancılı ve yine demagojik bir çözüm sürecine start vermiştir.

Bu AKP’nin müktesebatıdır. Kimileri sanıyor ki, Erdoğan 15 yılda değişti. Değişen bir şey yok. AKP bir Amerikancı İslam projesidir. Amerikancı İslam projesinin yüzündeki konjonktürel makyaj(lar), İslamcı-faşist bir rejimden ibaret olan özünü gizlemeye yarıyordu.

Son söylediğim, sadece AKP’ye ilişkin tarihsel tezimizi tekrarlamak için değil, bir de şu nedenle önem taşıyor: AKP zaman içinde değişmişse bugün yeni halinin parçası olarak idam cezasını da restore edebilir, veya bu yaklaşımında samimi olabilir... Oysa özü ilgilendiren bir değişim yok ve Amerikan paketinde Kürt faktörüne tanınan yer, konjonktürel değişimler dışında sabit. Yani Amerikancı AKP’nin Amerikan projesindeki bir maddeyi keyfine göre değiştirmesi öyle basit bir seçim taahhüdü sayılamaz. Veya Öcalan’ı asmak boru değildir!

Öcalan çağrışımlı idam cezası gündemi gericiliğin memleketteki her tür karşı-devrimci duyuyu ayağa kaldırma siyasetinin bir unsurudur. Lakin kendisi gerçekçi değildir.

Ayrıca nasıl yapacaksınız? Öcalan’ı yeniden mi yargılayacaksınız? Onca yıldır hapiste tutulan birinin yeniden yargılanıp asılması söz konusu olamaz. Bu, sokakta yakaladığını ve dilediğini elektrik direğine asmaktan farklı olmaz. Adı da iç savaş olur.

Kimileri bu son söylediğimi daha trajik hatta korkunç olarak algılayabilirler. Ben tekrar edeceğim: Boru değil! Çok sancılı bir iktidarı ittire kaktıra sürdürmekte olan AKP’nin böylesi bir iç savaşa girmesi imkânsız olmamakla birlikte, yeni bir intihar anlamına gelir. Bir ülkenin nüfusunun yarıdan fazlasını yok etmeyi göze alan bir işe kalkışılamaz. En büyük bedeli buna kalkışan öder.

Öcalan’ın demagojik aksesuar olarak bırakılacağı, asıl hedefin 15 Temmuz darbecileri olduğu düşünülebilir mi? Bu da bir başka saçmalık olur. AKP’nin maçın orta yerinde kuralları değiştirmeye kalkışması, dahası kuralsız oynamaya geçmesi yeni bir icat değil. Ama şu anda, geçen hafta çıkan, Erdoğancıların Gülencilerle uzlaşma kanallarını kurcaladıkları haberi, bu olasılıktan çok daha gerçeğe yakın görünmektedir.

Yeni suçlar tanımlayıp, örneğin sokağa çıkan hamile kadınları, ramazanda oruç yiyenleri, BES’ten çıkan, greve giden işçileri asmayı düşünüyor olabilir mi Erdoğan?

Ben aradım taradım, Erdoğan’ın kimi asmayı planladığını bulamadım. Ha; memleketin yarısından fazlasının yok olması için günde beş vakit dua ettiklerine zaten eminim… Devam etsinler!

İdam tartışmasına ilişkin solun ne dediği ise bilinir; tekrarlamaya gerek bile yoktur. Bu yazıyı bitirirken söyleyeceğim şudur: Bu tehditlere, atıp tutmalara kulak asmayın. Hele hele, asla korkmayın. Bu horozlanma havası, cahil, gözü dönmüş ve çıkarcı bir tabanı konsolide etmek için körükleniyor olabilir yalnızca. Bir işe yaramayacağına emin olun. İşimize bakalım.





.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder