18 Şubat 2017 Cumartesi

Perişan Yüzyıl




Monarşide diploma da sınav da yoktur. Çünkü monarşi ayrıcalıklı sınıfların iktidarı demektir. Babadan oğula geçer iktidar, doğuştan gelir.

Hal böyleyken monarşide bile mutlak bir güç yoktur. İktidarın güçlü paydaşları vardır. Örneğin Osmanlı devletini kuran aileler sultan kadar güçlüdür bazen. Onların desteklediği şehzadelerin şansı artar. Evet, padişahlık babadan oğula geçer ama hangi oğulun tahta geçeceğini bu güçler dengesi belirler. Acımasız bir seçim süreci vardır içinde. Böyle bakıldığında Osmanlı da gerçekte fiili bir cumhuriyettir. Partiler vardır, bir tür seçim vardır. Kaybedenin kellesini de bıraktığı ağır bir yarışmadır bu.

Şimdi, söylenenlere bakılırsa cumhuriyeti de, seçimi de, kaybetmeyi de ortadan kaldıracaklar. Mutlak bir güç ve iktidar sahibi olacaklar. Nasıl olacak bu iş?

Başından söyleyelim, referandumla getirilen yetkilere sahip bir padişah yok tarihte. Hele son dönemdekiler bunun çok çok uzağında. Bazılarını sokağa salsan kalabalıklar içinde kaybolur gider. Bazılarının ilk bakışta Kapalıçarşı esnafından herhangi bir farkı yoktur. Çoğu devleti elinde tutan gerçek güçlerin hiddetinden yılgındır. Önüne konan her kâğıdı imzalamaya hazır, pısırık tipler vardır aralarında, oğlancılar, alkolikler vardır, bestekârlar, edebiyatseverler de elbette. Şurası kesin; “ecdadımız” söylendiğinin tersine sıradan insanlardan oluşmaktadır.

Abdülhamit’in çekiciliği dindarlığından ve zalimliğinden kaynaklanıyor. Marangozdu, polisiye romanlara düşkündü. Ama bunun yanında gölgesinden korkan bir tuhaf âdemdi. Zalimliği korkusundan besleniyordu ama onca zalimlik, onca baskı da iktidarını sonsuz kılmaya yetmedi. Götürüp bir köşke kapattılar. Selanik’te limanda demirli düşman gemilerini seyreden kişi bir zavallıdan ibaretti nihayetinde.

Bir aile tarihinden söz ediyoruz. Başlangıcında zaferler, sonunda yenilgiler çoktur. Büyük bir imparatorluk kurdular ve kaçarken geride iç Anadolu’dan ibaret bir coğrafya bıraktılar. Tarihin çöplüğüne atılmış buruşuk bir kâğıt parçasından ibarettir artık. Diriltme çabaları boşunadır.

Ama evet, son zamanlarda moda ailenin adı. Nevzuhur padişahın etrafında dolaşan birkaç esnaf kılıklı aile mirasçısı da var ki oluşan tablo tam bir maskaralık. Dedesini Napolyon’la karıştırdığı bile vaki ama gözü yükseklerde. Dedesinden ne kaldıysa hak talep ediyor. Çünkü bunu yaparak dedelerinin kaybettiklerinin de kendisinden talep edilmesinin yolunu açtığının farkında değil. Kelime dağarcığı zayıf, Osmanlıcası sallanıyor. Ama bütün bunların yükselmesinin önünde bir engel oluşturmadığının farkında.

E haklı sebepleri de var bunun. Sonuçta bir ailenin adıyla anılan bir imparatorluk sözü edilen. Kurucularının okuma yazması da yok üstelik. Sanırım okuma yazması olan ilk padişah Yıldırım Beyazıt’tı. Onun da sonunu yazdığı bir mektubun getirdiğine inanılıyor. Sonrası malum. 

Ecdadın siyasi sahiplerini de biliyorsunuz. Önde gelenlerinden MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin referandum tavrına ilişkin partilileri bilgilendirirken, “evet” oyunu ilginç bir sloganla destekledi geçen hafta. Bahçeli çizdiği notta, adından "d" ve "l" harflerini çıkartarak “evet”e ulaştı. Fakat böyle böyle başka kelimelere de ulaşmak mümkün. Devlet, velet, evet; olmadı deve… Biliyoruz Hurufi bir yanı var pek sayın liderin. Sayılarla oynayıp yorum yapmayı seviyor. Milliyetçi hareketin 40. Yılı üzerinden yaptığı iktidar hesabı Türk siyasi tarihinin en harcıâlem analizi olarak yerini koruyor hâlâ. “2009'da ne var? İki sıfır var. 09'daki sıfır solda sıfır at onu, yirmideki sıfırı da at. Ne etti? 29. Sıfırları atınca ne kaldı? İki ve dokuz. Topla onları: 11.  Yirmi dokuzla on biri topla bakalım. 40 yapar… Ve milliyetçi hareketin kırkıncı yılı!” İşte durumumuz bu.

Nilhan hanım adını, bu arkadaşlar da siyasi rantını yiyor Osmanlının. Bunun ötesinde ciddiye alınacak bir yanı yok işin. Bir ahmaklar çetesi görünümdeki iktidar yancısı ocak-bucak soytarılığını saymaya bile gerek yok.

Bunların ciddiye alınacak yanı ruh halinin topluma bulaşmaya başlaması. Ankara üniversitesinde kovulan öğretim üyelerinin cübbelerini çiğnediler örneğin. Başkanlık yetkilerinin bir kereye mahsus verilmesini fikir diye yazan, evet oyunu çoluk çocuğu karışmakla gerekçelendiren oyuncular, gazeteciler türedi. Muktedir, ''Bu sistem var ya bu sistem. Bu bizim bileklerimizde prangaydı. 16 Nisan'da bileklerimizdeki bu prangaları söküp atmaya var mıyız? Hep beraber yapacağız bunu'' dedi, ertesi gün 10 gazete bu sözleri manşete çıkardı. Okuma yazma bilmediğinden imzasını Osmanlıca yedi (٧) ve sekiz (٨) şeklinde atan “Yedisekiz” Hasan Paşa’ya rahmet okutan tuhaf generaller dolaşıyor ortada.

Yani özeti toplumun akıl yaşı hızla düşüyor. Buralardan siyaset, kar, çıkar devşirenler de bu gelişmenin verdiği cesaretten besleniyor.

Cumhuriyet sınav demektir, liyakat demektir. Dikkat edin, sınavlara hile karıştırmak en büyük numaralarıydı. Soruları çaldılar, yandaşların eline tutuşturdular. Ehliyetsizleri, cahilleri, diplomasızları devlete yerleştirdiler. Devlet ehliyetsizlerin, cahillerin, diplomasızların eline geçti. Cumhuriyet işte böyle yıkıldı. Şimdi “perişan yüzyıl”ın kapısını araladıklarına inanıyorlar ki hakikaten perişanlıktır…

E, Nilhan Hanım bu tarihi bilmese de mağdur olduğunun farkında, istiyor hakkını. Devlet’ten “evet” çıkaran akılla, diplomasını bir türlü gösteremeyen muktedir imkân olursa giderir de bu mağduriyeti.

Diplomayı, sınavı sildiler, liyakati kaldırdılar. Gerçekte “devlet”ten devleti çıkarma işlemidir bu. 

Çıkar “l” ve “t”yi “devlet”ten. Ne kaldı geriye? Deve! 





.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder