22 Şubat 2017 Çarşamba

Referandum stratejisi mi?


Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, açık hava

Bugüne kadar AKP seçmeni “bir inanç uğruna” oy verdi. Bu inancın belirleyenleri içinde din bir köşeyi tutuyorsa, diğerine ekonomik çıkarı yerleştirebilirsiniz. İdeoloji tek başına karın doyurmaz ne de olsa… Bunda bir tuhaflık da yoktur. Böyle bir dizi gerekçenin (örneğin dinden çok lümpen proletaryanın aşağılık kompleksine kişilik atfetmek gibi bir sosyal psikolojik faktöre yakın düşen Tayyipçi kendi kendini aşağılama halini –“kıl”- başlı başına bir faktör sayabiliriz) sentezi olarak bir tercih şekilleniyor. AKP gibi bir parti söz konusu olduğunda bu davranışın belirleyenine inanç demekte sakınca olmayacaktır.

AKP’nin dışında kalanlarsa stratejik davranış geliştirdiler ve/veya böyle bir davranışa ısrarla davet edildiler. İnandıkları önemli değildi aslında. Kullandığın oy ile arzuladığın sonuç örtüşmüyordu ki…

En sinir bozucu ve erken örneklerden birini İlhan Selçuk ortaya atmış ve solcu AKP karşıtlarının CHP’ye, sağcı AKP karşıtlarının MHP’ye oy vermesi üstüne kurmuştu ittifak ve koalisyon projesini. Daha yakın zamanda ise HDP’nin Meclise girmesi halinde mi, yoksa CHP’nin oy oranını arttırması halinde mi AKP’den daha fazla sandalye eksileceği hakkında hesaplamalar yapılıyordu.

Akla zarar…

Ama akla zarar veren her durumda olduğu gibi en başta sola zarar!

İki turlu seçimler mesela. Bir keresinde Fransa’da sol benzer bir mantık gereği “ırkçıya değil hırsıza oy vermeye” çağrılabilmiş ve büyük oranda çağrıya icabet etmişti. Sol mu kalır ondan sonra!

Şükürler olsun, önümüzdeki evet-hayır’lı bir referandumdan ibaret. TKP’ye verdiğini CHP’den, CHP’ye verdiğini HDP’den almış olmuyorsun… diye sevinemiyoruz. Stratejik seçmen yine iş başında!

Hesap meydanda. Türkiye’de kendine solcuyum diyenlerin hayır demeleri yetmiyor. Mutlaka kendine sağcıyım diyenlerden de bir bölmenin hayır’a yönelmesi gerekiyor. Yoksa hesabımızı formüle vurursak: (AKP + MHP) > (CHP + HDP + diğer sol). MHP’nin bölüneceğini biliyoruz. Ama yetecek mi onu kestiremiyoruz. Hayır’ın yolu AKP tabanını bölen bir çizgiden geçmek durumunda.

Madem öyle, AKP’den parça kopartılacak. Bunun içinse hayır stratejisi mümkün olan en geniş kesimlerin hayır vermesini ancak bazılarının hayır verdiğini pek belli etmemesini tercih ediyor. AKP ve MHP tabanı Kürtlerin evet verdiğini düşünse, ama Kürtler aslında hayır verse! Gibi bir şey… Bunun formülünü HDP arasın, ben solla ilgileneyim…

Zira aynı isteğin daha fazlası komünistler için tekrarlanabilir. “Kendi oyları, seçmenleri olmayan komünistler kalkıp da etkili bir hayır kampanyası yaparlarsa, AKP ve MHP’den olası kopuşları zora koşacaklar. Tabii ki komünistler de hayır versin, ama mümkünse sessiz sedasız, şöyle kenarda…”

Stratejik seçmen, olağan bir seçimde tuhaf hesaplamalara gömülür. Zararı esas olarak kendinedir.

İşlemin son derece basit olduğu bir referandumda ise stratejik seçmen trafik polisliğine soyunacak ve sen sus, sen görünme falan diyecektir. Sağcıları ürkütecek solculuk yapılmamalıdır. Ama tersine mümkünse SP’si, ANAP’ı, DYP’si, MHP muhalefeti yeri göğü hayır’la kaplasın.

Yanlış anlaşılmasın. Belki o hesaplar beklenen sonucu verir. Belki o tarihte oylar bloklaşsa bir CHP-MHP koalisyonunun önü açılırdı. Belki HDP önceki yıl barajı geçemeseydi, AKP çok daha fazla sayıda milletvekiline sahip olurdu. Olur muydu? Olabilirdi.

AKP konusunda “varsın olsun” demek imkânsız görünebilir. Ama kusura bakmayın, varsın olsun diyeceğim!

Sosyal-demokratlarla faşistlerin koalisyonu mu kurtaracaktı 1923 cumhuriyetini? 12 Eylül’de kendileri hapisteyken iktidara gelen fikirleri değil midir AKP’nin harcındaki kir? AKP’nin öncülleri, yani önünü açanlar arasında sosyal-demokratların dahil olduğu koalisyonlar yok muydu? Sosyal-demokrat partinin başkanı değil miydi Erdoğan’ı bir sonraki seçimi beklemeden meclise taşımak için iş birliği yapan? 2002 seçimlerine start veren faşist partinin başkanı değildi de, ben mi karıştırdım? Akan kana, girilen savaşa, ölen işçi, tecavüz edilen çocuk, yakılıp yıkılan köy kasaba sayısına bakın… AKP daha fazla vekile sahip olsaydı, fazladan ne yapabilirdi de, yapamadı?

Stratejik seçmenimiz, bir de “ben de solcuyum” diyecektir çoğunlukla. Öyledir de, çünkü sağcı kafanın o hesaplara basmaması daha yüksek olasılıktır. Ama stratejik solcu seçmenimizin kafası da bir üst paragraftaki sorulara basmamaktadır.

Sol topluma stratejik hesaplar değil, uğrunda bedel ödenecek, mücadele edilecek bir fikir sunmalıdır. Hesapçılık çürütür. Stratejici solcu sağcılığa, AKP düzenine karşı mücadele etmemeyi öğütler ve mücadele etmez, mücadele edeni de sevmez.
Oysa Türkiye’yi sadece örgütlenmek ve mücadele etmek kurtarır.




.   

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder