18 Şubat 2017 Cumartesi

'Tinissima'



Yaşam ve siyasi mücadele arkadaşı, Küba Komünist Partisi'nin kurucusu Julio Antonio Mella’nın (1903-1929) cesedini henüz fotoğraflamıştı. Graflex marka fotoğraf makinesi elindeydi. Yorgundu. Artık akıtacak gözyaşı kalmamıştı. 10 0cak 1929’du. Büyük aşkı Mella’nın Mexico City’de öldürüldüğü gündü.

Yıllar sonrasının usta fotoğrafçısı, sanatçısı ve aktivisti Friuli’li işçi Tina Modotti’nin yaşam öyküsü “Tinissima”yı kaleme alan Elena Poniatowska’nın kitabı bu satırlarla başlıyor. İtalya’da Nova Delphi Edizioni’nin yayımladığı Tina Modotti biyografisi, bu çok yönlü fotoğraf sanatçısının dünyasına, yaşadığı dönemin siyasal ve kültürel panoraması çerçevesinde ışık tutuyor.

Meksikalı gazeteci yazar Elena Poniatowska, yaşamı boyunca tek bir varlığa hapsolmayı reddeden Tina Modotti’nin özyaşam öyküsünü yazmaya karar verdiği zaman nereden başlayacağı konusunda zorlandığını anlatıyor.

Tarihin unuttuğu ve karanlığa gömdüğü isimlerin dünyasına ışık tutan kitaplar yazmaya verdiğinde ilk adımı Küba Komünist Partisi'nin kurucusu Julio Antonio Mella’yla atıyor Elena Poniatowska. Genç devrimci Mella son yürüyüşünü İtalyan fotoğrafçı Tina Modotti’yle yapmıştı. Mella, silahlı bir saldırıya uğradı. Ölmeden önce söylediği son sözler, Tina’nın Mella’nın katili olabileceği şüphesini uyandırdı.

TİNA KONUSUNDA NİCE DEDİKODU YAZILDI
Birçokları J. Antonio Mella’nın katilinin Tina Modottii olduğunu düşünüyordu. Gözaltı dönemi, soruşturma ve mahkeme sürecinde Modotti’nin bütün yaşamı ayrıntılarıyla medyaya malzeme oldu. Elbette birçok dedikodu da beraberinde geldi. Dönemin gazetecileri Tina Modotti’nin Mella’yı sevdiğini bununla birlikte komünist ressam Xavier Guerrero’nun hediyelerini geri çevirmediğini, sevgililerine acı çektirdiğini yazıyordu.

İtalyan fotoğrafçı Tina’nın özel yaşamı, o yıllarda Meksikalı kadınların dedikodularına malzeme olmuştu. “Tinissima”nın yazarı Tina’nın biyografisinde hem dönemin komplo teorilerine hem de o dönemde Tina’yla birçok şey paylaşan devrimcilerin anılarına yer veriliyor.

Tina’nın yaşamında Diego Rivera önemli bir yere sahipti. Tina, Diego’yu yıllar önce o dönemdeki sevgilisi ve ustası fotoğrafçı Edward Weston’la çıktığı bir yolculukta tanımıştı. Genç bir sanatçıydı. Henüz uluslar arası ölçekte komünist militanlığa başlamamıştı. Diego Rivera, duvar resimleri, entelektüeller ve El Machete gazetesinin kurucuları, Tina Modotti’yi etkilemişti. Weston’la ilişkisini noktaladıktan sonra Meksika’da kalmaya karar verdi. 

Friuli genç işçi Tina, 1913 yılında ailesiyle birlikte ABD’de San Francsco’ya göç etmişti, ardından sanatçı ve fotoğrafçı olmuştu. Mella cinayetinde kendisini hedefleyen karalama kampanyasına karşı mücadele vermişti.

Meksika’da geçen yılların ardından Avrupa’ya geri dönerek yeni bir yaşam kurmaya karar verdi Tina Modotti. Önce Rusya’ya gitti. Uluslar arası Kızıl Yardım Kuruluşu’nda görev üstlendi. İspanya savaşında son sevgilisi Vittorio Vidali’nin yanı başındaydı. Ardından yeniden Meksika’ya geri döndü.

MEKSİKA'YA UYUM SAĞLAYAMADI
Birçok güçlükle karşılaştığı bu ülkeye uyum sağlamakta zorlandı. Eski dostları ile iletişimi kopmuştu. İsviçreli mimar Hannes Meyer’in evinde katıldığı bir yemeğin arından kalp krizi geçirdi. Taksi ile evine giderken yaşama son verdi. Tarihi, 5 ocak 1942’yi gösteriyordu, Tina, 46 yaşındaydı.

Diego Rivera, Tina’nın ölüm haberini aldığı zaman, öldürüldüğünden şüphe duyduğunu saklamadı. Tina’nın katilinin son sevgilisi Vittorio Vidali olabileceğini öne sürdü. Rivera’ya göre Tina, İspanya iç savaşına katılan sevgilisi Vidali’yle ilgili birçok ayrıntı biliyordu.  
  
Meksika basını Tina’yla ölümünden sonra da uğraşmaya devam etti. Ama işçi dostları, çiftçiler, partili yoldaşlar ve mülteciler Tina’nın anısına sahip çıktılar. Son söz “Rahat uyu kızkardeş” diye başlayan bir şiir yazan Pablo Neruda’ya düştü.

Tina Modotti’nin yaşamıyla ilgili belge ve bilgileri yeniden bir araya getiren bu ayrıntılı biyografi, İtalyan fotoğrafçının iki kıta arasındaki yaşamını ilk kez eksiksiz ulaştırıyor okura. Francesca Casafina’nın İtalyancaya kazandırdığı 600 sayfalık biyografi yazarı Elena Poniatowska’nın vurguladığı üzere o yıllarda devrime inananların dünyasına bakan bir araştırma.





.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder