18 Mart 2017 Cumartesi

Cumhuriyetin karanlık yüzü



İki ay kadar oluyor sanırım, Yalçın Hoca aradı. Bizim “Cumhuriyet Senin İçin” hakkında yazmaya karar vermişti. Ama kitap Enver’le benim aramda biraz serbestçe yazılmış yazılardan oluşuyordu. “Neresinden, hangi ucundan tutacağıma karar veremedim” dedi. Haklı Hoca. Biz de zaten içinden geçtiğimiz zaman aralığını yazarken neresinden tutacağımıza karar verememiştik. Nihayet yazmaya durduğumuz gece dincilerin bir bölüğü öbür bölüğüne darbe yapmaya kalkıştı ve tuttuğunu sandığımız uç da elimizden kaydı gitti. Şimdi anlıyoruz ki, dincinin bir bölüğünün dincinin öbür bölüğüne darbe yapmaya kalkıştığı gecenin ertesi günü, ayakta kalan dinci hepimize darbe yapmış. Bu referandum herzesi de o darbeyi yasallaştırma ihtiyacından doğdu. Boğuşup duruyoruz o gün bu gündür.

Zaten Türkiye Cumhuriyeti’nin 100 yıla yaklaşan tarihini de bugünden bakarak bir buçuk tarikat üzerinden yeniden yazmak mümkün. Nakşibendiye ile mücadeledir Cumhuriyet. O mücadele nedeniyle Nakşibendiye metastaz yapmış Nurculuğu doğurmuştur. Said-i Nursi çıkışında Nakşibendi’ydi, buçuğu odur. Tuhaf, sırlı cümlelerden oluşan kitaplarıyla Nakşibendiye içinde yeni bir yol açtı. Bir tarikat mıydı değil miydi tartışmalı. Nurculuğu bir tarikata dönüştüren “Nur talebeleri” ve daha çok Fethullahilerdir. Onlar da tarihsel misyonlarını “hizmet”le, yani Said-i Nursi’nin fikirlerini yaymak ile sınırlandırmışlardı. O hizmetin peşinden giderken başka hizmetleri keşfettiler. Hizmet sektörüne girdiler, holding oldular, büyük paralara hükmetmeye başladılar. Böylece bir tür tuhaf Vatikan devletine dönüştüler. Bunun onlara yetmeyeceği belliydi, onlar da kalkıp devletin tamamına el koymaya kalkıştı. Darbe dedikleri bu.

Geride ne kaldı? Yine Nakşibendiyeden gelen hafifmeşrep Necip Fazıl. Bana kalırsa buçuk bile sayılmaz. Bankacılıktan şairliğe, oradan dinciliğe iktisap etti. Söylediklerine göre bu sıçramaya Nakşibendi şeyhi Abdülhakim Arvasi'yi tanıması vesile olmuştu. Abdülhakim Arvasi, Kürt Teali Cemiyeti kurularından olan Şefik Arvasi'nin yeğeni, Türk-İslam sentezinin fikir babası olan Seyyit Ahmet Arvasi'nin babasıydı. Biraz dinci, biraz ülkücüdür hazret. Kumarbaz olduğunu da hesaba katarsak gündüz İslam gece Türk’tür; yürüyen Türk-İslam Sentezi’dir...

Vaziyetimizin kısa bir özetini çıkararak, “15 Temmuz Dinci Dinciye Darbe Yapmaya Kalkıştı Köprüsü”nün inşasına girişmiş oluyoruz.

Köprü, uçları birleştirme işidir. Uçları birleştirerek bir buçuk tarikat üzerinden geçmişimize bakıyoruz. Türkiye, bu yanıyla bir Nakşibendiye Cumhuriyetidir. Güya yasaklıydılar ama Cumhuriyetin kuruluşunun ardından yaşanan kısa bir mola dışında örgütlenmekte, faaliyet göstermekte kayda değer sıkıntıyla karşılaşmadılar. Soğuk Savaş baş gösterip Türk-İslam Sentezi’ne ihtiyaç hâsıl olunca devlet ile Nakşibendiye arasındaki ilişki yeniden onarıldı. Desteklendiler ve kollandılar. Tarikatın bugünkü kolları o ilişkinin ürünleridir. Çok karışık değil. Bugüne çıkmayı başarmış olan birkaç uç var. Sıralayalım:

Şeyh Said ve Cemaati: 1925’de isyan ettiği gerekçesiyle idam edildi. Postu oğlu Ali Rıza’ya kaldı. Sağ siyasetin meşhur siması Abdülmelik Fırat onun torunu. Erzurum, Bingöl, Elazığ arasında Septioğulları adıyla tanınan bir sülalenin oluşturduğu bir cemaat. Septioğlu ailesinin tüm üyeleri farklı partilerde siyaset yapıyor. 2001'de yaşamını yitiren baba Ali Rıza Septioğlu DYP'nin demirbaş vekillerinden biriydi. Küçük kardeş Faruk Septioğlu AKP vekiliydi. Kardeşlerden biri MHP'li, diğeri, Feyzi Septioğlu CHP'liydi. Cumhuriyet Şeyh Said’i asmış ama diz çöküp torunlarına teslim olmuştu.

Arvasiler: Diplomat Kamran İnan’ın büyük babası Gaydalı Sıbgatullah Arvasi’nin soyundan gelenlerin cemaati. Torunlardan Abdülhakim Arvasi, Hüseyin Hilmi Işık ve Necip Fazıl Kısakürek’i etkilemiş, bu sayede listede bileğinin hakkıyla yer almıştır.

Tağiler Ailesi: Bitlis’in Norşin ilçesinde mukim ailenin oluşturduğu Nakşi cemaati. Kürt kökenli Tağiler, oldukça gelenekçi bir Nakşibendi cemaatiydi.

Süleymancılar: Süleyman Hilmi Tunahan’ın yolundan gidenlerin oluşturduğu kalabalık bir cemaat. 1990’lı yıllarda 1 milyon üyesi olduğu iddia ediliyordu.

İskender Paşalılar: Mehmet Zahit Kotku’nun cemaati. Yerine geçen Mahmud Esad Coşan 2000’li yılların başında Avustralya'da geçirdiği trafik kazasında yaşamını yitirdi. Posta Muharrem Nureddin Coşan oturdu. Necmettin Erbakan, Turgut Özal, Recai Kutan, Korkut Özal, Ahmet Tekdal, Hasan Hüseyin Ceylan, Temel Karamollaoğlu, Nevzat Yalçıntaş bu cemaatten siyasete alınlardan bazıları.

Ahıskalı Ali Haydar’ın cemaati: Son yıllarda bu şahsı ve cemaatini Mahmud Ustaosmanoğlu temsil etmiştir. Bu cemaatin merkezi, İstanbul’da Draman mevkiindeki İsmailağa Camiidir.
Böylece “buçuk”a gelmiş oluyoruz.

Nakşibendiyenin metastaz yapmış hali olan Nurcular 1950’li yıllarda okuyucular ve yazıcılar olarak ayrıldılar. Pasta büyüyünce daha küçük öbekler oluşturdular. Bu öbeklerin her biri çıkardıkları gazete ve dergilerle anılıyorlar daha çok. Bugün adı geçenler şöyle: Yeni Asya Grubu, Meşveret Grubu, Mustafa Sungur Grubu, Mehmet Kırkıncı Grubu, Mehmet Kurdoğlu Grubu, Med-Zehra Grubu, Acz-i Mendi Grubu ve bu öbeğin assolisti Fethullah Gülen Grubu.

Necip Fazıl’ın takipçilerinin listesi ise daha kısa: Liderliğini Salih Mirzabeyoğlu’nun yaptığı İBDA-C (İslami Büyük Doğu Akıncılar Cephesi). Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan gibi AKP’nin önde gelen şahsiyetleri ile Alparslan Türkeş… Ne hoş değil mi? Bugün sarayda baş başa verip Necip Fazıl’ın “baş yücelik” hayalini gerçekleştirmeye çalışanlar, farklı siyasi partilerin üzerinde otursalar da Necip Fazıl’ın paltosundan çıkmıştır.

“15 Temmuz Dinci Dinciye Darbe Yaptı Köprüsü”nün direkleri işte bunlardır. Bir bakıma tarihleri ta 1826’ya dayanıyor. Osmanlı, Yeniçeri korkusundan Bektaşileri tepeledi, boşalan yere bunları oturttu. Oturuş o oturuş. Nakşibendiye iki yüzyıldır neredeyse bir tür resmi tarikat. Monarşide de, Cumhuriyette de bir tür devlete giriş kartıdır. Bakmayın laik cumhuriyete kin duymalarına, düşmanlık beslemelerine. Cumhuriyet olmasa hiçbiri olmazdı!                                           

Hoca kapatırken “Orhan cahilleşiyoruz” dedi. Cahilleşiyoruz, evet. Bir buçuk tarikat üzerinden cumhuriyet tarihi yazılabiliyorsa, o cumhuriyet zaten cahiller cumhuriyetidir. Bunun üzerine muarızlarınızı koyun ve tekrar düşünün. Uzun mücadeleler taraflarını birbirine benzetir. Düşmanımıza benziyoruz biz de; Biraz Said’iz, biraz Necip Fazıl’ız. Daha kötüsü ise onların şakirtlerine benzemek. Hiç içki içmemiş Necip Fazıl, hiç çatışmaya girmemiş Said düşünsenize. Bunlar işte onlardır…

Bunlardan biri “Cumhuriyet darbedir, Osmanlıyı yıktı” dedi geçtiğimiz hafta. Evet, darbedir cumhuriyet. Fransız Devrimi, Rus Devrimi, Türk Devrimi monarşiye, onu oluşturan kuvvetlere, gericiliğe, karanlığa darbedir. Meşruiyetini de buradan alır zaten.

Ama anlıyoruz ki, gericiliği iyi darbelememiş, karanlığı iyi dağıtamamıştır. Sabır işidir, mutlaka tamamlanır, yarım kalmaz hiçbir Cumhuriyet!




.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder