18 Mart 2017 Cumartesi

Devrim diye bir şey var




Dünya değişecek, Türkiye de... Dünya kapitalizminin eskisi gibi yürümeyeceğini artık yalnızca biz söylemiyoruz. Yaşanılan büyük krizi tespit edenler de bir avuç solcudan ibaret değil.

Dünya eskisi gibi yönetilemeyecek ve dünyayı yönetenler uzun süredir bunun farkında. Bu krizden onlar açısından tek çıkış yolu var; problemin sistemin temel işleyiş kurallarına zarar vermeden çözülebileceğine dair bir fikir birliği oluşturmak... Çıkışı yine sistemin içinde aramak... İnsanlık buna ikna olursa, bu krizin de bir şekilde aşılabileceğini biliyorlar çünkü.

Uluslararası sermayenin ve onların temsilcilerinin tartışmayı bu sınırlar içinde sürdürmeye çalışmasının anlaşılır bir tarafı var. Peki ama ya muhalefetin? Genel olarak “sol”un, adını koyalım, bu ideolojik mücadeleyi, fikirler savaşını bu çerçevede sürdürmesinin bir tür intihar olduğu açık değil mi?

Bugün hala etkilerini hissettiğimiz 2008'de yaşanan büyük iktisadi çöküşü neoliberal politikaların ve sermayenin kural tanımazlığının yol açtığı ve farklı bir ekonomik modelle, örneğin ıslah edilmiş bir kapitalizmle, sermayenin faaliyetlerinin sınırlandırılmasıyla çözülebilir bir yol kazası olarak mı göreceğiz, yoksa tüm yaşananları çözümsüzlüğü düzenin doğasından kaynaklanan bir krizin sonuçları olarak mı niteleyeceğiz? Mülkiyet ilişkilerine dokunmadan neoliberal politikaların yerine ne koyacağımızı mı tartışacağız, yoksa tüm bu krizin asıl sorumlusu olarak görülen sermayenin ve onu elinde tutan sınıfın yok edilmesi için harekete mi geçeceğiz?

Düzenin yaşadığı kriz nedeniyle tüm dünyada sağcılığın faşizme meyletmesinin çözümünü bilindik Avrupa ya da Amerikan demokrasisinin sınırları içinde yeni bir tür liberalizmin yükselişinde mi arayacağız, yoksa bu ideolojik tükenişi sosyalizm fikrinin yeniden yükseltilmesi için bir fırsat olarak mı göreceğiz? Trump, Le Pen ve hatta Erdoğan'da cisimleşen sağcılığın alternatifi olarak Merkel'in sağcı liberalizmini veya Kılıçdaroğlu'nun sosyal demokrasisini mi ya da Syriza ve Podemos gibi hareketlerin radikal demokrat çizgisini mi destekleyeceğiz, yoksa sınıfsal olarak tüm bunlardan farklı bir yerde duran, emekçilerin kendi siyasi hareket ve iktidar yürüyüşünün güçlenmesi için mi mücadele edeceğiz?

Putin Rusyası'nı veya Çin'i, ABD ve AB emperyalizminin hükümranlığına karşı bir seçenek olarak mı nitelendireceğiz, yoksa tüm bu tarafların dünya kapitalizminin içinde kendilerine yer aramasından hareketle, sistem içindeki bu büyük gerilim ve çekişmeden doğacak boşluklarda, dünya işçi sınıfı hareketinin serpilmesi ve ileri atılması için bir kavga mı vereceğiz?

Sorular ve örnekler çoğaltılabilir. Ama mesele aslında çok açık. Büyüyen ve derinleşen bir krizin çözümü bu düzenin içinde mi aranacak? Yoksa bu büyük kriz, işçi sınıfını temsil edecek bir hareketin yükselişi için bir fırsat olarak mı kullanılacak?

Şayet ikincisi yapılacaksa, bu krizden de kapitalizmin kendisini yeniden yapılandırarak çıkıp en azından bir süreliğine nefes almasına izin verilmeyecekse, sol bu ideolojik mücadeleyi, fikirler kavgasını bir kavramın hakkını vererek, o kavramı bu tartışmanın merkezine çakarak sürdürmek zorunda.

Devrim diye bir şey var çünkü...

İnsanlığın yaşadığı tüm sorunların çözümünün anahtarı, unutturulmak, sözlüklerden ve akıllardan silinmek istenen bu kavramda, devrimin kendisinde gizli.

Devrim'i unutarak bugün emperyalizmi veya dünya kapitalist sisteminin içine girdiği krizi ve bu krizden çıkışı anlamak imkansız.

Devrim'i yok saydığımızda bu düzenin ürettiği problemlere bu düzenin içinde çözüm ararken, sorunları yeniden üretmeye devam ediyoruz sadece. İktisadi sorunları çözmüyor, eşitsizliğin ve yoksulluğun başka türlü üremesine izin veriyoruz. Faşizme çare bulmuyor, onun yerine sağcılığın daha kabul edilebilir, yumuşak görülen versiyonları güçlendiğinde rahatlarken kendimizi kandırıyoruz. Devrimci bir perspektif olmaksızın, dünyayı yorumlamıyor, emperyalizmin içindeki güç kavgasının adım adım bir savaşa doğru gitmesini çaresizce izliyoruz.

Devrim yoksa aslında insanlığın geleceğine dair bir fikir de yok, tartışma da...

Geçen yüzyılın başlarında büyük bir Rus devrimcisi, solun neredeyse tüm büyük başlarına karşı bayrak açıp dünyayı anlamak için bugün de derinliğinden şüphe duyulmayacak emperyalizm teorisini inşa ederken, devrimi somut ve güncel bir hedef olarak hem analizinin hem de siyasi mücadelenin merkezine yerleştiriyordu. Onu ve yoldaşlarını muzaffer kılan bu devrimci ısrar oldu.

Dünya değişecek. Türkiye de...

Şimdi bu ısrarı ve devrimi hatırlamanın tam vaktidir.






.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder