23 Mart 2017 Perşembe

Tarihte bir lider olarak Erdoğan'ın rolü




Türkiye'nin gidişatında Erdoğan'ın rolü nedir? Hepimizin hayatını etkileyen bu süreçte Erdoğan ne kadar belirleyici? Bu ve benzer sorulara Türkiye'nin çok büyük bir çoğunluğunun cevabı oldukça net. Hatta Erdoğan'ın sevenleriyle karşıtlarını buluşturan sorular bunlar. Çünkü bugün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, hayatları iyiye de gitse kötüye de, bundan en başta Erdoğan'ı sorumlu tutuyorlar.

Erdoğan'ı delicesine seven, onun her yaptığına hayran kitlenin ne düşündüğünü şimdilik boşverin, ancak muhalefetin bu denli Erdoğan odaklı düşünmesi ve dolayısıyla böyle hareket etmesinin Türkiye siyasetinde pek çok sorunu beraberinde getirdiği açık. Ancak belki biraz da bu sorunların bunaltıcı etkisi nedeniyle, tüm bu olan bitende Erdoğan'ın kişisel payını saptamak her geçen gün zorlaşıyor.

Erdoğan'ın Türkiye siyasetindeki şahsi ağırlığı, ülkenin geleceğindeki belirsizlikle doğrudan bağlantılı olduğu için, bu ağırlığın saptanması basbayağı ilginç bir sorun aslında.

Tabii şayet, her şeyin Erdoğan'ın başının altından çıktığını düşünmüyorsak...

Ama öyle değil ve biz bunu biliyoruz. Ülkenin içinde olduğu karanlığın tek sorumlusu Erdoğan değil ve bunun en kolay ispatı aslında bu karanlığın Erdoğansız da devam edeceğinin bugünden bilinmesi.

Burası da tamam lakin nedir bu adamın payı ve ağırlığı?

Erdoğan'ın Türkiye'nin içine düştüğü karanlıkta özel bir sorumluluğu var. Nasıl Alman faşizminin tarihi Hitlersiz yazılamazsa, AKP Türkiyesi'nin tarihi de Erdoğansız yazılamaz.

Tarih bazen kişilere özel roller biçiyor. Bunun bazen insanlık açısından son derece olumlu sonuçları var. Lenin olmaksızın Rus, Fidel olmaksızın Küba devrimini konuşmak mümkün mü? Her iki devrimde de, bu iki karakterin kişisel ağırlıkları, aldıkları kararlar, çok kritik anlarda yaptıkları müdahalelerin önemi yadsınamaz. Dahası da var... Nesnel koşullar, sınıf mücadelelerinin verili durumu, uluslararası tablo tamam ama bu büyük liderlerin karşılarındaki rakiplere kişisel açıdan tarihsel bir üstünlük sağladığı görmezden gelinebilir mi?

Bunlar olumlu örnekler ancak olumsuz örneklerde de durum pek farklı değil. Hitler belki en iyi bilinen isim, ama Alman faşizminin Hitler ve etrafındaki insanlar olmadan nasıl gelişeceği sorusu bir noktadan sonra gerçekten anlamsız. Hitler, Göring, Himmler, Heydrich ve Göbbels... Uygun tarihsel koşullarda insanlık tarihinin belki de en canavar ruhlu ekibinin, üstelik birbirlerini tamamlar şekilde bir araya gelmesi Alman faşizminin öyküsünü belirledi ve milyonlarca insan bu karanlık çetenin kişisel dokunuşlarıyla son haline getirdiği ve mantıksal sonuçlarına götürdüğü bir düzen nedeniyle can verdi.

Peki bu canavar çeteyi durduran Sovyetler Birliği ve muzaffer Kızıl Ordu'nun başındaki lidere değinmeden İkinci Dünya Savaşı'nın öyküsü yazılabilir mi?

Olumlu veya olumsuz örnekleriyle tarihteki tüm bu isimler boş bir tahtaya yazıyormuşçasına kararlar almadılar. Onları nesnel olarak sınırlayan tarihsel dinamikler ve koşullar mevcuttu. Dahası bu dinamikler ve koşullar onların liderliklerini de belirledi. Ancak kritik anlarda farklı düzeylerde de olsa ülkelerinin kaderlerini etkilediler. Bu rollerini oynarlarken de kişisel özelliklerinin etkisi mutlaka oldu.

Türkiye'nin son onbeş yılına damga vuran lider olarak Erdoğan'ın tarihteki diğer örneklerden farklı olarak, bu ağırlığıyla siyasi ve kişisel çapı arasında mutlak bir ters orantı var. Bu terslik Erdoğan'ın aldığı kararların hayatımızı belirlemesini engellemiyor.

Erdoğan'ın karar vericiliği, Türkiye'deki siyasi belirsizliği de azaltmıyor. Ya da siyasi krizden çıkışın yolunu göstermiyor.

Şimdi Türkiye bir referandum virajına doğru hızla ilerlerken, Erdoğan'ın alacağı kararlar ve dahası Erdoğan'ın kişisel özelliklerinin Türkiye'nin geleceğine dair belirsizliği artırdığı görülüyor.

Türkiye'deki karanlığın tek sorumlusu Erdoğan değil elbette ve yine tek başına Erdoğan'dan kurtulmak sorunlarımızı çözmeyecek. Ancak bu doğrularla, Türkiye'nin en güçlü siyasi figürü olan Erdoğan'ın karakterinin ve kişisel tavrının referandum öncesi ve sonrasında hesaba katılması gereken veriler olması birbiriyle çelişmiyor.

Mesele yalnızca örneğin Avrupa'yla yaşanan kriz sırasında Erdoğan'ın kişisel tavrının, ona ne kazandırdığı veya ondan ne götürdüğünden ibaret değil. Asıl büyük sorun, Türkiye'deki kriz derinleştikçe siyasette Erdoğan'ın ağırlığının artış eğilimi göstermesi... Kendisi bir kriz dinamiği olan bu şahsiyetin kişisel özellikleri belirsizliği daha da şiddetlendirirken, Türkiye'deki krizin daha da derinleşeceğini söylemek için kahin olmaya gerek yok herhalde.

Peki ama Türkiye'de düzen tarafında krizden öncelikle tedirgin olan kesimlerin, örneğin büyük patronların, merkezinde Erdoğan'ın durduğu bu tür bir döngüyle krizin daha da tedirgin edici hale gelmesinden rahatsızlık duymaması mümkün mü?

Bunlar düzen açısından kolay çözülebilecek problemler değil. Aynı nedenle, Türkiye'de kriz derinleştikçe, Erdoğan'ın tarihsel ağırlığının artması göründüğü kadar kötü bir gelişme olmayabilir. Ancak bu durumun yarattığı olanakları görmek için bu düzenin içinde bir çözüm aramaktan vazgeçip bir devrimci gibi düşünmek gerekir. Siyasette Erdoğan'ın kişisel ağırlığının altında ezilmemenin tek yolu da budur.




.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder