17 Nisan 2017 Pazartesi

TKP Merkez Komite Üyesi Okuyan: Mücadeleden başka çaresi yok bu ülkenin...



Şaibeli referandumun sonuçlarını Türkiye Komünist Partisi Merkez Komite Üyesi Kemal Okuyan'la konuştuk... Okuyan, "Mantık, akıl ve vicdanımız 'hayır'ın matematiksel olarak kazandığını söylüyor. Çünkü bu tabloyla anayasa filan değiştiremezsiniz. Şimdi dünyanın sonu mu geldi? Tası tarağı toplamamız mı gerekiyor? Hadi canım! TKP, örgütlü mücadelenin hızla yükselmesi için çağrı yapıyordu, yapıyor... Ama farklı bir zeminde" dedi.

Türkiye şaibelerle dolu bir oylama sürecini daha geride bıraktı... Gelinen tabloyu Türkiye Komünist Partisi (TKP) Merkez Komite Üyesi Kemal Okuyan'a sorduk.

soL'un sorularını yanıtlauan Kemal Okuyan, "Bu tabloyla anayasa filan değiştiremezsiniz. Değiştirdiğinizi sanırsınız. Türkiye Erdoğan’ı taşımıyor. Kültürel açıdan, ideolojik açıdan, siyasi açıdan, ekonomik açıdan… Yavaş yavaş ortaya çıkan bir gerçek daha var, Türkiye’nin emekçi sınıfları da Erdoğan’ı ve onun zihniyetini taşıyamaz" dedi. 

TKP'nin "Evet de çıksa hayır da çıksa mücadeleye devam" kararlılığını da vurgulayan Okuyan, "Başka çaresi yok bu ülkenin. TKP elinden geleni yapacak. Sosyalizm hava kadar, su kadar açık bir gereksinim. Bunu anlatmak için koşullar uygun, bunun anlaşılması için koşullar uygun, bunun örgütlenmesi için koşullar uygun. Cumhuriyet düşüncesinin de sosyalizme ihtiyacı var. Türkiye Erdoğan’ı, kapitalizm de cumhuriyeti taşıyamıyor" diye konuştu.

Referandum sonuçlarına ilişkin ilk başta, hemen ne söylenebilir?

Ortada matematiksel bir sonuç yok. İyi bildikleri bir şeyi yaparak, o sonucu çaldılar. Elimizde bir sonuç bulunmuyor. Mantık, akıl ve vicdanımız ise "hayır"ın matematiksel olarak da kazandığını söylüyor. Ancak başka sonuçlar da var. Bir kere, bu kadar baskıya, devlet olanağına, hileye rağmen çıkartabildikleri tablo ortada. Gerçekte Türkiye’nin yüzde 40’ı diyebiliriz, bu iktidarın peşinden gidenlerin oranı için. Bundan daha önemlisi, büyük kentlerdeki direncin azalmayıp artmasıdır. İzmir’e, İstanbul ve Ankara da eklendi. Adana, Mersin, Diyarbakır, Antalya’yı da hesaba katın. Denizli, Aydın, Eskişehir’i… Bu tabloyla anayasa filan değiştiremezsiniz. Değiştirdiğinizi sanırsınız.

Oraya geçmeden, seçim hilelerinden söz edelim. Gerçekten büyük bir etkisi var mı seçim hilesinin?

Bir bütün olarak tüm ihlalleri alırsak elbette var. Devletin bütün olanaklarının "evet" için kullanılmasına neden hile demiyoruz? Medya yalanları hile değil mi? Tehditler, estirilen terör hile değil mi? Seçimlere katılmaya hak kazanan partilerin sayısını düşürüp sandık gözlemcilerini azaltmak hile değil mi? Bunların üstüne referandum günü yapılanları ekleyin. Eksik pusulalar, mühürsüz pusulalar, dışarıda eğlene eğlene "evet"e mühür basma görüntüleri, "evet" tercihini arsızca teşhir eden binlerce kişi, oy kabinine iki-üç kişi girmeler, polis ve jandarmanın hukuksuz müdahaleleri, mükerrer oy kullanımı ve en sonunda mühürsüz oy pusulasının kabul edileceğine dair YSK açıklaması... Bunu bir bütün olarak aldığınızda her tarafı çamur bu referandumun!

Peki buna karşı bir şey yapılamaz mı?

Halkın tepki vermesi gerek. Ancak halkın o tepkisinin önünde duran, hâlâ insanların ümit beslediği bir CHP var. Erdoğan bir kez daha Kılıçdaroğlu’na teşekkür etsin. 

CHP ne yapabilir ki?

CHP bir şey yapamaz. Yapamaz ama bunu biz biliyoruz. CHP tabanı sürekli “bu kez acaba…” diye umutlanıyor ve bekliyor. Her defasında biriken öfke ve enerjiyi yatıştırma görevini büyük bir başarıyla yerine getiriyor CHP... Seçim öncesinde CHP yönetiminde az farkla "evet" çıkmasını isteyenler olduğunu konuşuyorduk. Bunlar arasında Kılıçdaroğlu da var.

Nasıl bu kadar kesin konuşabiliyorsunuz?

"Hayır"a hazır değildi Kılıçdaroğlu, bu bir... Ne yapacak "hayır" çıkınca. Hükümet kabul etmeyecek, bir sürü gerginlik… Bütün referandum kampanyası boyunca Kılıçdaroğlu “uzlaşma” demekten başka bir şey yapmadı. Burada “iktidar” yok. İkincisi ve asıl önemlisi, bu sonucun hem büyük sermaye, hem uluslararası tekellerin ağırlıklı kesiminin istediği bir sonuç olduğunu unutmayalım. Başkanlık sistemini yıllardır pişiren önde gelen patronlarımızdır. Emperyalist merkezlerin de, yürütmenin güçlendirilmesine yarayacak bir sistem için çaba harcadıklarını biliyoruz. Dertleri Erdoğan’ın aşırılıkları, başına buyrukluklarıdır. Az farkla çıkan "evet" bir yandan Erdoğan’ın elini kolunu bağlayacak, diğer yandan da sermayenin hareket alanının alabildiğine geniş olduğu bir “programı” yürülükte tutacaktı. İstenen oldu. Kılıçdaroğlu’nun kişisel misyonu yıllardır budur.

Peki bu bir rahatlama getirir mi? Yani eğer istedikleri olduysa…

Getirmez. Çünkü emperyalist sistem içi çelişkiler, çok ciddi boyutlarda ve Türkiye bu çelişkilerin düğüm noktalarından birinde. Erdoğan bir yandan bu çelişkileri kullanarak siyasi ömrünü uzatıyor ama öte yandan bu çelişkiler Erdoğan için sürekli yeni mayınlar döşenmesi demek. Buradan istikrar çıkmaz. Türkiye’nin iç dinamiklerinden de istikrar çıkmaz. Türkiye Erdoğan’ı taşımıyor. Kültürel açıdan, ideolojik açıdan, siyasi açıdan, ekonomik açıdan… Yavaş yavaş ortaya çıkan bir gerçek daha var, Türkiye’nin emekçi sınıfları da Erdoğan’ı ve onun zihniyetini taşıyamaz. Kılıçdaroğlu ağzıyla kuş tutsa taşıyamaz.

Peki ne olacak?

Bir kere düzen siyasetinde taşlar dün itibariyle yerinden oynadı. AKP’de büyük sorun var. Hadi İzmir zaten malum, üstüne Ankara ve İstanbul’u kaybeden bir iktidar partisi. Sonuçlar biraz daha gerileseydi, Erdoğan’ın hemen ertesi gün apar topar AKP’nin başına geçmek dışında seçeneği kalmayacaktı. CHP’de zaten her daim sorun var. Ben yıllardır CHP’den memnun olan tek bir CHP’liye rastlamadım. Orada tartışma devam eder. Sonra düzen siyasetinde artık bir Akşener gerçeği var. Erdoğan ve AKP zorlandıkça, AKP’yi kemirirler. MHP’yi temsil yetkisini de eline aldı bu ekip. Üstüne CHP tabanındaki hoşnutsuzların da ilgisini çekecektir. Zaten yeni bir “merkez” inşası doğrultusunda hazırlıklar ve temaslar olduğunu biliyoruz. Parlamentodaki bir diğer parti HDP ise onca baskıya rağmen kendi tabanını önemli ölçüde konsolide edebildiğini gösterdi.

Bir toparlanma mı, dağılma mı beklenmeli siyasette?

Toparlanma için önce dağılma gerekir. Ancak şu anda Türkiye bu tür dönemsel tasniflerden çok, belirsizliğin her geçen gün daha da artttığı bir ülkedir. Hele bu dünyada! Referandumun hiçbir şeyi tek başına belirlemeyeceğini söylememiz biraz da bu yüzdendi.

Oraya gelecektim. TKP “Evet de çıksa hayır da çıksa mücadeleye devam” diyordu. Referandum sonrasında bu değerlendirmeye yeni bir anlam yüklenebilir mi?

TKP böyle diyordu çünkü "hayır" çıksa, bu büyük bir başarı, olumlu sonuçlar yaratacak bir gelişme olurdu ama kendi başına asla bir çözüm olmazdı. "Hayır"lara sahip çıkacak bir örgütlülük bile yoktu ortada. Ve aslında bu doğrulandı. Matematiksel olarak Türkiye’de seçmenin yarıdan fazlasının "hayır" dediğini biliyoruz. Ama iktidar çalıyor o sonucu ve toplama bakıldığında son derece değerli ama cılız Boyun Eğme’yen tepkilerden ibaret hırsızlığa verilen yanıt. "Evet çıkarsa da dünyanın sonu değil" diyorduk. Şimdi dünyanın sonu mu geldi? Tası tarağı toplamamız mı gerekiyor? Hadi canım! TKP, örgütlü mücadelenin hızla yükselmesi için bir çağrı yapıyordu, yapıyor... Ama farklı bir zeminde.

Nedir o zemin? 

TKP gericiliğe karşı aydınlanmacılığı, laikliği, cumhuriyeti savunan bir parti. Hiç tereddütsüz ve başından beri. Türkiye’de de şu anda "hayır"ların tamamında değil ama merkezinde de laiklik duruyor. Ancak ortada çok açık bir gerçek var. Türkiye’deki kilitlenmeyi laiklik-gericilik kutuplaşması çözemez. Laiklik gericiliği, gericilik laikliği kendi başlarına geriletemezler. Bu kutupları uzlaştırmak, onların arasındaki geçişken alanı güçlendirmek istiyorlar. Bu aslında gericiliğin kazanması demek. “Ilımlı İslam” nasıl bir emperyalist uydurmasıysa, "ılımlı aydınlanma", "ılımlı laiklik" de artık olmaz. Ama yine de bunu istiyor patron tayfası. Bu, Türkiye toplumunun yenilgisi olur. Kilitlenmeyi sınıf ekseninde bir taraflaşma çözer ancak. Laikliğin de buna gereksinimi var. TKP her şeyden önce bir sınıf partisi, işçi sınıfının kurtuluşu için mücadele ediyor ve işçi sınıfının kurtuluşu bütün toplumun kurtuluşudur diyor. Burada laiklikle işçi sınıfının mücadelesini, sosyalizm mücadelesini karşı karşıya koymuyoruz, sadece şunu diyoruz: Burjuva dünyasında, bu düzende laikliği unutun. Onun karikatürüne talim edersiniz. 

Laiklikle gericiliğin birbirine bu şekilde üstünlük sağlayamayacağını söylüyorsunuz. O halde kısa erimde Türkiye bu kilitlenmeyi aşamaz mı?

Aşamaz. Ancak Türkiye gibi ülkelerde kısa zaman dilimi nedir, uzun zaman dilimi nedir bu biraz karışık. Emperyalizm krizde. Türkiye’de de düzen çok ciddi bir ekonomik krizin eşiğinde. Bu tabloda emekçi halkın eli kolu bağlı durmayacağı açık. Lakin örgütsüzlük böyle bir dönemde ölümdür. Çağrımızda ısrarlıyız. Türkiye’de halk örgütlenmelidir. Laik duyarlılığı olan kesimler ise “sömürü olsun, adaletsizlikler sürsün ama rakımıza, eteğimize kimse karışmasın” aymazlığından çıkacak, başka çaresi yok.

"Hayır"cı kesim böyle bir dönüşüm yaşayabilir mi?

Bakın referandum bir açıdan geride kaldı. Sonuç meşru değil, bu tartışılamayacak gerçek. Ancak şimdi insanlar kafalarını sandıktan kaldırıp hayatın gerçeklerine odaklanmalı. Bu toplum örgütsüz. Fabrikada örgütsüz, ofiste örgütsüz, okulda örgütsüz, mahallede örgütsüz. E o zaman oylarını da koruyamazsın. İzmir Marşı yetmiyor. Bu düzenden memnun olan ama “laiklik elden gitmesin” diyenler eğer bunda inat edeceklerse kendi başlarının çaresine bakacaklar ve şikayet etmeyecekler. Ancak Hayır diyenlerin önemli bir oranı emekçidir. Türkiye’de laikliğin temellerine dinamiti sermaye sınıfının yerleştirdiğini, emperyalizm emperyalizm denen şeyin de tekellerin düzeni olduğunu anlayarak işe başlanabilir. Bununla örgütsüz baş edilemez. 

Sadece "hayır"cı kesime mi hitap edilmeli?

Öncelikli olarak evet. AKP tabanındaki emekçi insanlara el uzatmanın yolu da bu. "Hayır"daki enerji yok olursa, orada özgüven azalırsa, yenilgi havası yaygınlaşırsa bu ülkede hiçbir şey olmaz. İkna edemezsiniz. "Hayır"lara enerji ve kişilik aşılamanın da tek yolu var: Ona işçi sınıfının rengini vermek. Bu matematiksel bir işlem değil, siyasal bir işlem. Türkiye’de "hayır"ların onda biri böyle bir örgütlülüğe yerleşsin, her şey değişir. Üstelik bunu ne iktidar, ne Anadolu Ajansı, ne YSK çalabilir!

Böyle bir örgütlülüğü yakın gelecekte olası görüyor musunuz?

Başka çaresi yok bu ülkenin. TKP elinden geleni yapacak. Sosyalizm hava kadar, su kadar açık bir gereksinim. Bunu anlatmak için koşullar uygun, bunun anlaşılması için koşullar uygun, bunun örgütlenmesi için koşullar uygun. Cumhuriyet düşüncesinin de sosyalizme ihtiyacı var. Türkiye Erdoğan’ı, kapitalizm de cumhuriyeti taşıyamıyor. O halde? 

Son olarak ne söylemek istersiniz?

Referandum günü ve öncesinde birçok kişi büyük bir samimiyetle, fedakarlıkla "hayır"lar için çalıştı. Ülkenin onurudur bu insanlar. Bu emeğin boşa gittiğini düşünerek kimse hayıflanmasın. Hiçbir şey boşa değildir. Çok önemli bir ders çıkarıldı dün: Örgütsüzsen hiçbir şeysin. Bu dersin gerekleri yerine getirilirse, enseyi karartmak için bir neden bulunmamaktadır. 






.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder