10 Nisan 2017 Pazartesi

Trump bombaladı, AKP, İsrail, PYD alkışladı


ABD ile Rusya arasında, Suriye’nin doğusunun ABD’ye, batısının Rusya-Esad’a bırakıldığını ima eden bir mutabakat oluşmuştu. İdlib’i Rusya-Suriye-YPG, Rakka’yı da ABD-YPG temizleyecek gibi görünüyordu. Cerablus’un statüsü en sona bırakılmıştı.

Ancak Trump’ın Şinsar ve El Şayrat askeri üslerine saldırması bir anda ortalığı karıştırdı.

Temel soru, ABD’nin Rusya ile doğrudan karşı karşıya gelişi göze alıp alamayacağıdır.

Bu sorunun yanıtı önemli. Zira artık bölgedeki durum Bush’un Irak’ı işgal ettiği 1990’ların ve 2000’lerin başından tamamen farklı. O dönemde Sovyetler dağılıyordu ve Rusya faktörü kesinlikle söz konusu değildi. Ek olarak artık sahnede İran, Hizbullah ve hatta Çin gibi global ölçekte etkili aktörler de mevcut.

Bu nedenle, ABD’nin Suriye’ye ilk kez doğrudan askeri bir saldırı gerçekleştirdiği şu anda da, mutabakatı geçersiz saymasını gerekli ve olanaklı kılacak bir ortamın mevcut olmadığını düşünmek akla yakın görünüyor.

Bunun nedeni ABD’nin Rusya ile çatışmayı almasının savaşı çok kısa süre içerisinde tüm bölgeye yayacak bir etki yaratacak olmasıdır.

ABD’nin amacı bu, yani Ortadoğu’yu tam bir kaosa itelemek olabilir mi ? Şüphesiz emperyalizmden her şey beklenir. Ancak bu tercihin yol açacağı gelişmelerin emperyalistlerin kontrolünden çıkma ihtimali bu kez o kadar güçlü ki. Üstelik ne AB ne de ABD iç kamuoylarını böylesi bir çılgınlığa ikna edebilecek durumdalar.

Nitekim saldırının hemen ardından Pentagon bunun tek atışlık bir hamle olduğu açıklamasında bulundu. Dışişleri bakanları Suriye konusunda telefon diplomasisi gerçekleştirdiler. Ayrıca Amerikan dışişleri bakanının Rusya’ya 12 Nisan’da yapacağı ziyaretin etkilenmeyeceği her iki tarafça da teyit edildi.

Peki o zaman saldırının gerekçesi nedir ?

Trump’ın başı başkanlığa atandığı tarihten beri dertten kurtulmuyor. Eyalet mahkemeleri göçmen yasasının yürütmesini durduruyor. Suriye bombalaması bir yönüyle Trump’ın çizilen karizmasını düzeltme hevesiyle alakalıdır.

Bir de şu: ABD bu hamlesiyle Suriye mutabakatından değil ama, Esad’ın devamı konusundaki kararından cayıyor olabilir. Bir ihtimal de İsrail’in isteği doğrultusunda Golan tepelerinde, Ürdün sınırında güvenli bölgeyi gündemine alıyor olması. Ancak her iki strateji de bu saldırı karşısında Rusya’nın geri çekilmesini ön koşul olarak içeriyor.

Bu ise olacak iş değil. Rusya Suriye’ye çok yığınak yaptı. Tersine, ABD’nin saldırısı Rusya ile Suriye’nin İdlib’e planladıkları operasyona hız vermelerine de vesile olacaktır. Ayrıca dün Suriye, İran ve Hizbullah ile birlikte ABD’nin kırmızı çizgileri aştığı yönünde yaptığı ortak açıklama özellikle dikkate alınmalı.

Yalnızca bu kadar değil: Saldırıdan hemen sonra Rusya ve Suriye savaş uçakları bombalanan hava üslerinden kalkarak cihatçılara yönelik operasyonlar gerçekleştirdiler. 8 Nisan sabahı gelen haberler Rus uçaklarının Humus yakınlarındaki ABD destekli Yeni Suriye Ordusu’nu yoğun şekilde bombaladığını bildiriyordu. Esad ise Palmira çevresindeki cihatçılara yeni bir saldırı başlatmıştı.

Bu arada AKP-Erdoğan bu ortamda yine pozisyon kapma telaşındalar. Daha iki ay önce Suriye’nin toprak bütünlüğünü, rejimini, sosyal yapısını tanımak üzere Astana’da Rusya ve İran ile imzaladığı ortak protokolü bir tarafa bırakan iktidar bloğu, şimdi, iki gün öncesine kadar 15 Temmuz darbesinin arkasında olduğunu ilan ettiği ABD’den kendisine de bir görev vermesi talebinde bulunuyor.

Gelişmeler AKP’nin dış politikada ne denli çaresiz, öngörüsüz olduğunu devamlı suretle kanıtlıyor. Trump bu hazır ol vaziyetteki ricacı tutuma güvenip AKP hakkındaki kararını değiştirmeyecektir.

Trump’a yakınlığıyla bilinen Washington Post’un geçtiğimiz Perşembe günkü sayısı “Türkiye yol ayrımında” özel başlığıyla yayımlandı.

Bu sayıda Senato’nun Avrupa, Avrasya ve Yükselen Tehditler Alt Komitesi Başkanı Rohrabacher’e ait makalenin başlığı “Ankara’da Demokrasi Duruşmada” idi. Rohrabacher hükümeti tamamen İslamcı olarak niteledi, Erdoğan’ı bütün gücü eline toplamakla itham etti ve ABD’ye ciddi şekilde endişeli olma önerisinde bulundu.

Eski başkan Reagan’ın Ulusal Güvenlik Başdanışmanı McFarlane’in yazısının başlığı “Türkiye diktatörlüğü mü seçecek ?”, önerisi ise Erdoğan’ın Lahey Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne sevk edilmesiydi.

ABD’de durum böyleyken, halen domates ambargosunu bile kaldırmamış bulunan Putin’in Erdoğan’ın bu dönüşlerini bir tarafa yazmakta olduğu kesin.

Dramatik bir dönüş olarak bir de PYD’nin ve Salih Müslim’in durumunu kaydetmek gerekir. Amerikan saldırısının hemen ardından Müslim Trump’ı kutlayan, devamını ve yalnızca Suriye ile sınırlı kalmamasını temenni eden bir açıklama yaptı. Oysa PYD çok kısa süre önce Rojava’nın siyasi statüsü konusunda Esad ile görüşme halindeydi ve Astana protokolü Rojava’ya zaten otonomi vaat ediyordu.

Demek ki fırsatçılık, provokasyon emperyalizmle iş tutan bütün küçük aktörlerin ortak özelliği durumunda. Kürtler’e yazık. Rojava “devrim”inin hali.

Yaşananlar antiemperyalizmin barış ve özgürlük için ön koşul olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.






.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder