4 Mayıs 2017 Perşembe

Deniz'e sözlerimiz.




6.Mayıs.1972
Ve belki de biz
Tutunmaya çalışıyoruz
Unutmaya benziyor bu son söylediğim
Uçup gidenlerin kanatlarına asılı kalmayı istemek gibi
Hiç bırakmak istemeyen
Ellerimiz var

"Senden sonra yurdun neme lazım hemen hemen her köşesine onlarca fidan diktim. Şimdi her biri bu memleketin insanlarının isimleri ile büyümekte. Yine her biri tıpkı senin gibi bu memleketin yağmuruna, rüzgârına, güneşine direnerek soluk almaya, dallarına yeşilin tonlarını yakıştırmaya çalışıyorlar. Elimden geldiği kadar onlara yol gösterici olmaya çalışıyorum. Örselenmiş ezikliğimizi, hırpalanmış gençliğimizi, avuçlarımızdaki o toprak kokan emeklerimizi, sosyalist bir Türkiye özlemimizi yok sayanlara bu günlerde artık isyan etmektense, bilinçlenmiş onurumu, saygısız gururumu, kalemimin destursuz konumunu kullanarak, az sitemli, bol küfürlü, sessizlikler ile beslenen kelimelerden güç alıyorum.
Dik durmayı ben senden öğrendim. 
İlmik boğazın dayken bile gücü sorgulamayı. Olmayan yanımı anlamayı. Yüreğimdeki o asil muammayı bile bana sen öğrettin. Ara sırada olsa denizinden dalgamı esirgerim. Dem alan çayımı yudumlarken, içimde yine o eski ütopyalarımızın, anlamlı notalarını dudaklarımda gezdiririm ve seni her ziyaretimde bilmeni isterim ki sevgili dostum, bugün orman daha yakın denizine. Bir o kadar uzak olsa da yüreğine."
***
Çoğu zaman Denizi ve arkadaşlarını düşünürken, yüreğimden hep şu sözlerim süzülür. Ülkesinin bağımsızlığı ve özgürlüğü için hayatlarını verebilecek kadar, daha henüz 24 lü yaşlarda nasıl olur da böylesine büyük bir olgunluk bilincine erişmiş olduklarını anlamak isterim. Bugün kaç kişi bunu anlamak için çaba sarf ediyor bilmiyorum. Denizin savunmasını okuduğunuzda, ülkesinin gerçeklerine bu kadar vakıf bir genç adamın, eğer yarınları olabilmiş olsaydı ve bu yarınlar o gençlerin elinden koparılmış olmasaydı, bugün ki bu kırık ülke bambaşka bir dönem yaşıyor olabilir miydi. Kesinlikle öyle olurdu.

Böylesine yürekli genç insanların, bilgeliklerinde ve mücadelerinde taşıdıkları onur, özgürlük mücadelesi vermiş toplumların tarihler boyunca ışığı olmuştur. Bunu görebilmek onları anlamamızı kolaylaştırıyordu. Cesaret ve onur kalıtsal olgular değildi. Zamanla edinilen ve sahip olunduğunda çevresine anlam katabilen geride unutulmazlıklar bırakabilirdi. Nitekim de öyle de oldu. Deniz ve arkadaşlarının hafızalarımıza kazıdıkları mücadeleci ruh, bugün dahi hiç bir zindana sığamayacak kadar onuruyla dimdik ayaktadır.
Tarih o gençleri böyle anlatırken, onun üç katı yaşam sürmüş birilerini de ileride çocuk katili ve halkını soyup soyanlar olarak hatırlayacaktır. O gün Denizleri asanlar ve katledenler, bugünlerin kırık ülkesinin asıl mimarları olarak tarih sayfalarına yazılacaktır. İnsan var olduğu dönemin anahtarıdır. Kör kilitleri zorlayan bir gençlikten bugüne geldiğimizde yaşamakta olduğumuz zulüm ve eziyet, kısır güncelerimizde cesaret ve onurdan uzak rahatlıkların, gölgesine saklanmış olan ezikliklerimizdir. Denizleri yazarken sözleri titreyenler, o gençlerin bıraktığı izleri yaşatmaya ve sürmeye devam edeceklerdir.
Deniz bize milyonlarca göz yaşının armağanıdır. Onu yaşatmak, yüreğimizdeki sosyalist devrim ateşimizi yaşatmaktır.
Bu ülkenin gazetelerini açın bakın, bir yanda madenci oğlunun tabutunun başında ağlayan ayağında yırtık lastikten ayakkabılı bir baba, diğer yanda dolarların ve sarayların içinde yüzülen zevki sefa gerçeğinde, adeta yoksul insanlarıyla alay eden gerici ve faşist yeni bir Türkiye söylemi.
Buna ancak Denizleri anlayanlar ve anlamlandıranlar dur diyebilirdi. Denizi anlamak, toprağı, insanınızı, coğrafyaları anlamak demektir.
Denizi anlamayan, toprak da ıslanamaz.

"bir devrimcinin günlüğünden"







.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder