21 Mayıs 2017 Pazar

TÜRKİYE KOMÜNİST GENÇLİĞİ'NDEN UYUŞTURUCUYA KARŞI MÜCADELE ÇAĞRISI





Türkiye Komünist Gençliği, bugün yayınladığı deklarasyonla, günümüzde kullanımı gençler arasında giderek yaygınlaşan uyuşturucuya karşı mücadele çağrısı yaptı. “Yaşamın dozunu yükselt, örgütlen!” başlıklı açıklamada, egemen sınıfların emekçi gençleri esir almak için bir araç olarak uyuşturucuyu kullandığı belirtildi.


Türkiye Komünist Gençliği (TKG) bugün bir deklarasyon yayınlayarak, Türkiye’de ve Dünya’da gençler arasında giderek yaygınlaşan uyuşturucu madde bağımlılığına karşı uzun süreli bir kampanya başlattığını duyurdu. Uyuşturucuya karşı savaşın çok yönlü bir mücadele olduğunun altının çizildiği açıklamada, komünistlerin yaklaşımı 8 maddede açıklanıyor. 


Broşür haline getirileceği duyurulan “Uyuşturucuya karşı, özgür bir yaşam için; Yaşamın dozunu artır, örgütlen!” başlıklı açıklamanın dağıtımına bu hafta sonu gerçekleşecek Uyuşturucuya Karşı Metin Kurt Futbol Turnuvası sırasında başlanacak.




İşte deklarasyonun tam metni:



Uyuşturucuya karşı, özgür bir gelecek için…

YAŞAMIN DOZUNU YÜKSELT, ÖRGÜTLEN!



Uyuşturucu; yoksul kitlelere içerisinde bulundukları koşulları değiştirmek yerine ondan uzaklaşmanın sahte yollarını öğreten, emekçi gençlere bilinçli ve sorumlu davranmanın sonuçsuz olduğu fikrini aşılayan ve uyuşturucuyu çözüm olarak sunan sermaye düzeninin en tehlikeli aracıdır.


Sermaye düzeni, bu zehri özellikle çıkışsızlık hissini ve gelecek kaygısını en ağır şekilde yaşayan, kendilerine sunulan kölece yaşamı kabullenemeyen emekçi gençlere karşı kullanıyor, onların sömürüye ve sınıflı toplumun sonuçlarına duydukları öfkeyi bastırmayı amaçlıyor.

Gençliğin, sahte çözümlerle, düzenin yarattığı çıkışsızlık hissinden uyuşarak kurtulma palavrasıyla işi yok! Yalnızlaştırılmaya karşı dayanışmayı, gerici baskılara karşı bilimsel düşünceyi, “böyle gelmiş böyle gider” yalanına karşı emeğin ve kararlılığın üzerinde yükselecek yeni bir yaşamı savunacağız.


***



Türkiye’de gençler mutsuz ve öfkeli. Mutsuz ve öfkeli olmak için bu düzen bize çok fazla gerekçe sunuyor. Paralı ve niteliksiz eğitim sistemi, muhafazakâr ahlak anlayışı, gerici baskılar, kültürel-sosyal faaliyetlere erişimin zorluğu, spor faaliyetlerinde insan dışı bir rekabetin kural haline gelişi, artan işsizlik, insanları yurdundan eden savaşlar, kendimizi ifade etmenin ve “işlevli” hissetmenin yollarının kapatılmış olması… Kısacası insana değil de paraya öncelik veren sermaye düzeni ve onun her alandaki yansıması etrafımızı koyu bir karanlık gibi kuşatıyor. Bu karanlık tarafından yutulmak, önümüzdeki seçeneklerden birisi.

Bizler, karanlıktan çıkışın, yeni ve güzel bir geleceğin mümkün olduğunu savunuyoruz. Bugün bize karamsarlık aşılayan düzenin ortadan kaldırılabileceğini, Türkiye’nin eşit ve özgür bir ülke haline getirilebileceğini biliyoruz. Bunun için, öfkemizi doğru yere yöneltmemiz, sahte ve anlık mutluluklara sırtımızı dönüp yeni bir yaşamı kurmak için omuz omuza vermemiz gerekiyor.  


Kapitalist sistem dünya çapında bir krizin içerisine yuvarlanmış durumda. Kâr oranları düştükçe, farklı emperyalist ülkelerin birbirleriyle rekabeti kızışıyor, hatta büyük bir emperyalist savaş ihtimali dahi güçleniyor. Kapitalizmin krizi derinleşirken, sermaye sınıfının emekçilerin haklarını bir bir gasp etmek, işgücünün maliyetini azaltmak yani işçilere saldırmak dışında bir seçeneği yok. Emekçileri daha kötü koşullara ikna etmek için ise türlü gerici ideolojiler ve mücadeleye düşman bir burjuva kültürü, devlet eliyle dört bir koldan yayılıyor. Televizyon, dinsel cemaatler, camiden devşirme öğretmenler, yeni eğitim müfredatı, kültür endüstrisi, köşe dönmecilik… Hepsi bu tezgahın parçası! 



Uyuşturucu-uyarıcı madde kullanımının gençlik içerisinde özellikle son yıllarda ciddi bir artış göstermesi de tesadüf değil. Burjuva toplumu yolun sonuna yaklaştıkça çürüyor ve kendisini sorgulayan genç kuşakların etrafını tüm olanaklarıyla kuşatıyor. Uyuşturucu ise egemen sınıfın en alçakça silahı: En çaresiz ve umutsuz hissettiği anda gençlerin yanında türüyor. Adeta devlet tarafından dağıtılıyor, liberaller ve hippiler tarafından bir özgürleşme aracıymış gibi pazarlanıyor, hatta kimi okullarda okul idarelerinin de içinde olduğu büyük şebekeler kuruluyor. Ancak gençliğin önemli bir kesimi buna rağmen uyuşturucuya mahkûm edilmeyi reddediyor.



Türkiye Komünist Gençliği (TKG), uyuşturucu/uyarıcı madde bağımlılığına, satışına ve kullanımına karşı savaşı çok boyutlu bir mücadele olarak benimsemekte ve özellikle emekçi gençlik içerisinde yaygınlaşan bu sorunu aşağıda ilkeleri sıralanan yaklaşım doğrultusunda ele almaktadır:

GENÇ EMEKÇİLER, UYUŞTURUCU İLE ‘ZARARSIZLAŞTIRILIYOR’



1)  Uyuşturucu, toplumun ezilen sınıflarından gelen gençler tarafından, içerisinde bulundukları zorlu gerçeklikten ve süreklileşmiş hayat kavgasından kısa bir süreliğine de olsa çıkışın tek yolu olarak görülebilmektedir. Bir kısır döngünün içerisinde günü gününe ekmeğini kazanmaya çalışan, kötü şartlarda iş gören, gittikçe yoksullaşan, burjuva toplumunun dışladığı ve hor gördüğü gençler, kolayca uyuşturucu tacirlerinin ağına düşebilmektedirler. Yoksul gençler arasında, çeşitli uyuşturucu maddelerin kullanımının ve bu maddelere bağımlılığın daha yüksek oranda görülmesi, uyuşturucu madde bağımlılığının mevcut kapitalist düzenle ilişkisine dair ipucu sunmaktadır. Eşitsizliğin meşru görüldüğü sınıflı toplumlarda ezilen sınıfın üyeleri yaygın olarak uyuşturucuya sığınmakta, böylece adalet özlemlerini bastırmakta ve kendi devrimci potansiyellerini tüketmektedirler. Kısacası, emekçi gençler, kendi koşullarını değiştirebilecekleri gücü, uyuşturucu eliyle terk etmektedir. İşçi sınıfı, uyuşturulmayı reddeder ve hayata örgütlü bir mücadeleyle tutunursa, kendisini sömüren düzenden kurtuluşunun yolu açılacaktır.



EMPERYALİSTLER VE SİYASİ İKTİDAR, UYUŞTURUCUYU TEŞVİK EDİYOR


2) Kimyasal ya da “organik”, uyuşturucu ticaretine devlet tarafından göz yumulmakta, hatta kimin pastada ne kadar paya sahip olacağı siyasi güç dengeleri ve devlet içerisindeki çatışmalar tarafından belirlenmektedir. Emekçi mahallelerinde ve meslek liselerinde, uyuşturucu satışı kimi zaman bizzat kolluk güçleri ve devlet görevlileri tarafından organize edilmektedir. Ülkemizde ve dünyada; işçi sınıfına, direnen halklara ve işçi sınıfı devrimcilerine karşı terör uygulamak üzere NATO tarafından kurulmuş, kanlı kontrgerilla örgütlenmeleri, eylemlerinin finansmanını büyük ölçüde uyuşturucu üzerinden sağlamaktadır. Emekçiler ve gençler, ülkemizin geleceğini karartmak için çalışan, emperyalizmin maşası karanlık örgütlerin suçlarına ortak olmamalı, kendini kullandırtmamalıdır. ABD emperyalizmi ve NATO güçleri işgal ettikleri ya da böldükleri Irak, Afganistan, Somali gibi pek çok ülkede uyuşturucunun üretimini ve kullanımını yaygınlaştırmakta, bu yolla halkları esir etmeye çalışmaktadır. Uyuşturucuya karşı mücadele, emperyalizme karşı savaşın bir parçası ve yurtseverlik görevidir.



DİNSELLEŞME UYUŞTURUCU KULLANIMINI AZALTMAZ, ARTIRIR


3) Uyuşturucunun, cihatçı çetelerin yoksul gençlerden kendilerine militan kazanma stratejilerinde de önemli bir yeri var. Bu çeteler bir yandan uyuşturucu ticareti yapar, gençleri uyuşturucuya alıştırırken, diğer yandan bağımlılıktan kurtuluşun “dine dönmekle” mümkün olduğu vaaz ederler. Uyuşturucuyla gençleri sosyal çevrelerinden ve ailelerinden koparan, zihinlerini yönlendirmelere daha açık hale getiren gerici çeteler, “kurtardıkları” gençleri kendi karanlık amaçları için kullanır, hatta kimi zaman ailelerinin sempatilerini dahi kazanırlar. Bazı örneklerde ise uyuşturucudan kurtulmayı vaaz etmeden, uyuşturucu kullanımını dinsel ritüellerinin ve “cihatın” gereği haline getirerek gençleri canlı bombalara, katillere dönüştürmektedirler. 



Uyuşturucu bağımlılığının panzehri şeriatçıların vaaz ettiği gibi “dine dönüş” ya da dinsel ahlak anlayışı değildir. Dinselleşmenin uyuşturucu bağımlılığına çözüm olmadığını tarihsel örnekler de kanıtlamaktadır. Bir karşı-devrimin ardından dinci devletlerin kurulduğu ülkelerde uyuşturucu tüketiminin azalmayıp, aksine arttığı güvenilir araştırmalar sonucunda görülmüştür. Dünyada uyuşturucu bağımlılarının nüfusa oranında ilk sıralarda Afganistan, İran, Malezya ve Pakistan gibi ülkeler yer almaktadır. Öte yandan, sosyalist devrimlerin yaşandığı ülkelerde uyuşturucu tüketimi radikal ölçüde azaltılabilmiştir. 



Toplumların uyuşturucuya karşı direncinin kaynağında dinsel inanışlar ya da dinsel ahlak yoktur, emekçi kimliği vardır. Ailesinin ve sevdiklerinin geleceğini düşünen, iş arkadaşlarına ve yaşadığı çevreye karşı sorumluluk duyan, dünyada çocukların çektikleri acıları vicdanında taşıyan, eşit ve özgür bir dünyanın özlemini çeken insanların duruşu emekçi sınıfların uyuşturucu bağımlılığının karşısına kendiliğinden ördüğü duvardır. Bu duvar, ancak bir halk aydınlanmasıyla, işçi sınıfının sosyalist Türkiye davasına sahip çıkmasıyla aşılmaz hale gelecektir. Sağlıklı ve mutlu bir yaşam böyle kurulacaktır.





GELECEK KAYGISININ KARŞISINDA TEK YOL ÖRGÜTLENMEK


4) Kapitalist toplumda gelecek kaygısı yediden yetmişe herkes tarafından hissedilmektedir. Geleceğe ilişkin bütün umutların kaybedildiği, bireysel kurtuluş yollarının tükendiği zorlu koşullarda çıkışsızlık hissi özellikle gençler arasında yaygınlaşmaktadır. Gençler diplomanın para etmediğini,  diploma almanın ise aile ekonomisine bir an önce katkı sağlama yükümlülüğü nedeniyle giderek imkânsızlaştığını görüyorlar. Eğitim sistemine erişimin emekçi gençlerin önemli bir kesimi için giderek zorlaştığı, meslek liseleri ve çıraklık eğitiminin tek seçenek haline geldiği günümüz koşullarında, milyonlarca genç sömürüyle erken yaşta tanışıyor, asgari ücretin altında, staj adı altında ya da yarı zamanlı işlerde çalıştırılıyor. Özellikle, üretimde ve hizmet sektöründe ucuz işgücü olarak çalıştırılan gençlerin diğer işçilerle birlik olmaması, uyanıp hakkını aramaması için uyuşturucuya meslek liselerinde bilerek ve isteyerek alan açılıyor. Gelecek kaygısını yenmenin, ülkeye dair umut taşımanın tek yolu olan sınıf örgütlenmesine kapatılan kapılar, uyuşturucuya sonuna kadar açılıyor. Bu saldırının püskürtülmesi için, geleceğin işçi sınıfının çaresiz olmadığını, aksine güçlü olduğunu görmesi, gençleri ezen sömürü düzeninin yıkılmaz olmadığını kavraması gerekiyor.


UYUŞTURUCU, İDEOLOJİK VE KÜLTÜREL BİR SALDIRIDIR


5) Kapitalist düzende, işçiler kafeinle ayık kalmaya çalışırlar, kendilerine ayırabildikleri sınırlı zamanda ise onlardan uyuşmaları istenir. Bu uyuşturma işleminin çeşitli araçları var. Televizyon, kumar, kahvehaneler, gece kulüpleri, endüstriyel futbol ve daha nicesi, çeşitli şekillerde bu işlevi görebiliyor. “Hepimizin dinlenmeye, eğlenmeye, kimi zaman çılgınlıklar yapmaya hakkımız olduğu” gerçeğini dile getirerek uyuşturucunun kabul edilebilir bir şey gibi gösterildiğine tanık oluyoruz.  Ancak saldırının da tam bu noktada, sadece sağlığımızla ilgili değil ideolojik-kültürel bir saldırı olduğunu görmek gerekiyor. İş ve öğrenim hayatımızda yüklendiğimiz stresi nasıl deşarj edeceğimiz, dertlerimizi hangi yollarla aşacağımız, sosyalleşme ihtiyacımızı hangi ortamlarda karşılayacağımız ideolojik ve kültürel bir mücadelenin konusudur.

Hepimiz hayatın stresinden ve dertlerinden kendimizi kurtarıp biraz dinlenmeyi, gevşemeyi hak ederiz. Ancak hayatın dertleri karşısında, bu dertlerin maddi temelini kavramamızı sağlayan bilincimizden kurtulmak ya da birkaç saatliğine onu askıya almak, sorunlarla mücadele etme yöntemi olarak görülemeyeceği gibi, insanı dinlendirmez ya da deşarj etmez. Burjuva kültürü bilince ve insanın dönüştürücü iradesine düşmandır. Bilinçliliğin ve hayat disiplininin en yüksek düzeyine ihtiyaç duyan insanca bir yaşam kavgasında ise, uyuşturucunun ve uyuşturucu kültürünün yeri yoktur. Esas olan; ideolojik, kültürel ve siyasal olarak düzenle uyuşmamaktır.

UYUŞTURUCU SAVUNUCUSU AKIMLAR, ‘ÖZGÜRLÜK’ KAVRAMINI KİRLETEMEZ



6) Dünya çapında liberal ve anarşist akımlar uyuşturucunun yasal olması gerektiğini, insanların serbestçe uyuşturucu kullanmaya hakları olduğunu iddia ediyorlar. Liberalizm ve liberter ideolojiler, birey ve toplum arasındaki çatışmayı mutlak kabul ederler ve toplumun karşısında bireyin ya da grupların “özgürlük alanını” tanımlamaya çalışırken sınıf gerçeğinden ve halkın gerçek sorunlarından koparlar. Bu akımların sözcüleri, uyuşturucunun serbest bırakıldığı takdirde denetlenebileceğini, böylece vergilendirmenin ve suç oranını düşürmenin mümkün olacağını iddia ederek topluma sözde “özgürlükçü” bir “çözüm” önermektedirler. 



Öncelikle, küçük düzeneklerle üretilebilen, üretimi için fabrikalara ve makinelere ihtiyaç duyulmayan uyuşturucunun yasal hale getirilmesi, kayıt dışılıktan kurtarılması anlamına gelmek zorunda değildir. Uyuşturucuyu daha ucuza mal etmenin ve kârını artırmanın yolunu, vergiden kaçmak için kayıt dışılıkta bulacaklar çıkacaktır. Öte yandan, insanların bedensel ve ruhsal sağlığını olumsuz etkileyen maddelerin meşrulaştırılması halka karşı suçtur, suç oranlarını düşürmeyecektir. Uyuşturucunun ve suçun toplumsal kökeni aynıdır: insanın fiziksel ve psikolojik sağlığının ve bütünlüğünün sömürü düzeni koşullarında bozulması, eşitsizliğin yarattığı öfke, süreklileşen yoksulluk ve örgütsüzlüğün ve bireyciliğin hakim olmasının getirdiği yalnızlık ve çaresizlik. 



Uyuşturucunun yasallaştığı ve kullanımının normalleştiği bir durumda bağımlılık oranını artacaktır. Bağımlı kişi düzenli gelirinin ne kadar olduğuna bakmaksızın uyuşturucu madde tüketimini zaman içerisinde sürekli artırmak durumundadır. Bağımlılık ve semptomlar düzenli bir işte çalışmayı imkansız kılacak ama her şeye rağmen kişi bağımlısı olduğu maddeyi edinmek isteyecektir. Tefeciye borçlanacak, bankaya borçlanacak, çıkar yol kalmadığında ise örgütsüz ve yoksul insanların sahip olduğu tek bireysel kurtuluş stratejisine yani suça başvuracak. Dolayısıyla, uyuşturucu yasallaştığı durumda suç oranları azalmayacak, aksine artacak.



Unutulmamalı: Dünya üzerindeki en büyük ve en yaygın suç ise ücretli kölelik, yani kapitalizmdir. Uyuşturucu ticaretinin devlet tarafından denetlenmesi ve kurallara tabi kılınması çete savaşlarını azaltacak olsa bile, uyuşturucu kullanımını yasallaştıracak ve normalleştirecek böylesi bir adımı atmak en büyük suç olan sömürü düzenini güçlendirmeye hizmet etmektedir. 



Uyuşturucu/uyarıcı maddelerin yasallaşması talebi dünyadaki bir takım oportünist, sol-liberal partilerin ve anarşist hareketlerin programında da yer almaktadır. Bunlar işçi sınıfını bölmek ve sınıf hareketinin saflarını dağıtmak için sermaye sınıfına hizmet eden akımlardır. Bu nedenle uyuşturucuyu savunmakta ve aslında uyuşturucu bağımlılığının zemini hazırlayan sömürü düzenini meşrulaştırmaya çalışmaktadırlar. Çürümenin savunucularına, suçluların ve suçu üreten düzenin mazeretçilerine prim verilmemelidir.



KONTROLLÜ KULLANIM YOKTUR 



7) Uyuşturucu sinsi bir düşmandır. İlk tanışıklıkta “kontrollü kullanılabileceği” düşünülür, ancak özellikle kişisel yaşantımızda sorunlarla karşılaştığımız dönemlerde, hızla bağımlılık halini alır. Uyuşturucunun kolay erişilebilir olması kötüdür, daha kötü olan ise uyuşturucuyu “organik” ve “kimyasal” olarak ayırmak ve “sağlıklı, bağımlılık yapmayan” uyuşturucu tercihinin güvenli olduğuna inanmaktır. Bağımlılık yapan her zaman uyuşturucu maddenin yapımında kullanılan kimyasallar ya da bitkiler değildir, bunlar ancak bağımlılığın biyolojik temeli olabilir. Kişi güçlü bir irade sergilediği takdirde bunların tamamına meydan okuyabilir ancak elbette böyle ideal kişilere gerçek hayatta pek rastlanmaz. 



Uyuşturucu bağımlılığı bir toplum sağlığı sorunu olduğu kadar, kişisel sağlığı da olumsuz etkilemektedir. Sağlıklı bir yaşamın, kapitalizmin yol açtığı insani yıkımı aşmanın, güçlü bir psikoloji ve iradenin yolu disiplinden ve doğru bir amaca sahip olmaktan geçer.
UYUŞTURUCUDAN DA, BU DÜZENDEN DE ‘KURTULMAK’ MÜMKÜN



8) Türkiye’de AMATEM gibi merkezler eliyle yürütülen rehabilitasyon programları uyuşturucu bağımlılığını tedavi etmekte yetersizdir. Hatta öyle ki, kimi uzmanlar AMATEM’in uyuşturucuyu bırakmak için yanlış, uyuşturucuya başlamak için “doğru” adres olduğunu düşünmektedir. Kimi durumlarda, uyuşturucu tacirleri devletin bu sözde rehabilitasyon merkezlerine tedavi görmek istiyormuş gibi girerek kriz anlarında bağımlılara ulaşabilmekte, bu merkezlerin etrafında uyuşturucu satışı açıktan yapılmaktadır. Kapitalist devletin, gençleri uyuşturucudan kurtarmak gibi bir derdi, uyuşturucu kullanımıyla bir sorunu yoktur. Bir takım Sivil Toplum Kuruluşlarıyla düzenlenen “dostlar alışverişte görsün” kampanyaları sadece ailelerin güvenini, desteğini sağlamak için siyasi amaçlarla yapılmaktadır.



Öte yandan, bağımlı kişinin iyileşmesi ve bağımlılıktan kurtulması mümkündür. Bunun için kişinin, yeni bir yaşam disipliniyle buluşması, bu doğrultuda kendi iradesine inanması ve çevresiyle kurduğu ilişkiyi yeniden düzenlemesi gerekmektedir. Bu nedenle, yatarak (düzenli olarak hastanede kalarak) tedavinin gerçek çözüm getirmeyeceği, saygın uzmanlar tarafından savunulmaktadır. Rehabilitasyon merkezinden çıkan kişinin eski yaşam koşullarına ve sosyal çevresine döndüğünde büyük ihtimalle uyuşturucuya yeniden başlayacağı bilinmektedir. Doğru tedavi yöntemi, kişinin sosyal çevresini değiştirdiği, ailesiyle birlikte eğitimden geçtiği, uzun süreli ayakta tedavidir. Spor faaliyetlerinde yer almak, kültürel-sanatsal çalışmalara katılmak ve hayatın farklı yönleriyle etkileşim içerisinde olmak, birçok örnekte tedaviyi ciddi ölçüde desteklemektedir. Dolayısıyla, uyuşturucuyla mücadele, sosyal yaşamdan kopmayı değil, yaşamı gelişkin ve devrimci bir tarzda dönüştürmeyi gerektirir.  



Para tuzağından ibaret sahte “tedavi” programlarına son verilmeli ve uyuşturucu satış noktalarına dönüşen rehabilitasyon merkezleri, yetkin bilim insanlarının gözetiminde, köklü bir reformdan geçirilmelidir.

Bağımlı kişiler iyileştirilebilir. Sömürü düzeninin “iyileştirilemeyeceği”, ve yıkılması gerektiği ise asla unutulmamalıdır.





‘YENİ BİR YAŞAM’ MÜCADELEMİZ



Türkiye Komünist Gençliği, uyuşturucuyla ve uyuşturucuyu yaratan sermaye düzeniyle her zeminde mücadele eder, yeni ve gelişkin bir yaşamı savunur.

Türkiye Komünist Gençliği, yeni yaşamdan yeni bir toplumsal düzeni yani sosyalizmi anlıyor. Bireyin toplumun içerisinde anlam kazandığı, rekabetin değil dayanışmanın egemen olduğu, çıkara dayalı değil sevgi ve saygıya dayalı ilişkilerin kurulduğu, gençlerin hor görülmediği aksine örgütlü bir şekilde yönetime katıldığı toplumsal düzenin adı sosyalizm. 
Eğer kendimizi ömür boyu kapitalizmin bizlere verdiği hasarı onarmak için rehabilitasyon merkezlerine kapatmayacaksak, yaşam koşullarımızı köklü bir şekilde değiştirmemiz gerekiyor.

Bu doğrultuda TKG bulunduğu her yerde gençliği insanca bir yaşamı kurmak için örgütlüyor ve kendi alternatifini yaratıyor.


Ülkenin ve emekçi halkın gençlerin enerjisine ihtiyacı var. Gençliğin ise siyasallaşmaya ve örgütlenmeye. Uyuşturucu sömürü düzeninin gençliğe dayattığı erken ölümdür; işte buna para babaları hariç kimsenin ihtiyacı yok.



Geleceğimize, kendi hayatımıza el koymanın vakti geldi de geçiyor. Bunu birbirimizden güç alarak yapabiliriz, sermaye sınıfına ve tasmasını elinde tuttuğu çetelere boyun eğerek, onlarla hemhal olarak değil. Unutmayalım, eğer bir araya gelirsek, güçlü olan biziz. Uyuşturucu ticaretiyle zengin olanlarsa bir avuç düşkün, kan emici haydut. Örgütsüzlüğümüzden güç alıyor, ölüm tacirliği yapıyor, sevdiklerimizi zehirliyorlar.



Sözümüz bu ülkenin bütün gençlerine:



Sömürücülerin, burjuva medyasının, liberallerin, gericilerin, işbirlikçilerin, çetelerin sana uzattığı uyuşturucuyu elinin tersiyle it. Uyuşturulmayı reddet!



Dozlara mahkum olma; örgütlen!



Türkiye Komünist Gençliği - TKG





.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder