18 Aralık 2017 Pazartesi

İşte hırsızlığın, yolsuzluğun son fotoğrafı


17 25 aralık hırsızlıkları ile ilgili görsel sonucu

17-25 Aralık haftasına girmiş bulunuyoruz. Ama coşkulu kutlamalara ABD’de bir mahkeme salonunda epey önceden başlanmış durumda. Orada Rıza neredeyse her cümlesinden sonra AKP tarafına doğru yeni bir ses kaydı patlatıyor: “Bu hayır sever iş adamından”, “bu vergi rekortmeninden”, “bu Türkiye’nin cari açığının yarısını kapatandan” diyerek sanki. Kendisine birkaç FBI ajanı da eşlik ediyor. Devamında şenliğe kimlerin katılacağı heyecanlı bir merakın konusu.

Hatırlarsınız 2013 yılıydı. Memleketin idaresini teslim ettiğimiz şahsiyyyyetlerin evlerinde ayakkabı kutularında servet değerinde paralar ve yanı başlarında da para sayma makineleri bulunmuştu. Ortalığa saçılan tapelerde kimler kimler konuşmuyordu. İktidar delilleri toplayan, olay hakkında dava açan bütün polis, savcı herkesi apar topar görevden almış, olayı bir “FETÖ kumpası” olarak nitelemiş, kayıtları da yok etmişti. 

Geriye de, “kumpas”ın, neden adalet önünde deşifre edilmediği sorusu kalmıştı. Öyle ya, olay Fethullah’ın iç yüzünü cümle aleme göstermek için çok uygun bir fırsat değil miydi? Bir de dönemin inşaat işlerinden sorumlu bakanının her şeyi Erdoğan’ın bilgisi dahilinde yaptıkları yönündeki açıklaması tarihin sayfalarına kazınmıştı.

ABD, haftayla ilgili çalışmalarını bir müddet daha sürdürecek ve kendince bir nihayete erdirecek. Bizde ise AKP’nin Hürriyet gazetesindeki temsilcisinin son yazısının son cümleleri neredeyse bir itiraf olarak kayda geçecek: “Bir şeyi anlamadım. Bu rüşvet iddiaları ne olacak? Sizi bilmem ama benim midem bulandı. Rüşvet aldığı iddia edilenlerin kuzuların sessizliğine bürünmesi ise en az Zarrab kadar rahatsız edici.”

Ama bütün bunlar yolsuzluk diye tanımlanan ilişki ağının yalnızca görünür kısmıdır. Esası anlamak için kapitalist üretim ilişkilerine bakmak gerekir.

İşte tam orada artı değer sömürüsü var. Sömürü kapitalizmde sınıflar arasındaki ekonomik-sosyal-siyasal ilişki biçimidir. Açlık, yoksulluk, merkez kapitalist ülkelerde bile kök salmış eşitsizlikler, işsizlik, 4 milyar insanın tam bir sosyal güvenlik paketinden yoksun oluşu, dünya nüfusunun yarısının temel sağlık hizmetlerine ulaşamaması, savaşlar, Ege denizinin sularında can veren Suriyeliler, vb de sömürüye bağlı olarak tezahür eden gerçeklikler.

Marks artı değerin, burjuvazinin değişik tabakaları arasında paylaşıma konu olduğunu saptamıştı. Sanayi, ticaret ve mali burjuvaziler, üretim sürecinde elde edilen artı değeri aralarında paylaşıyor, bu paylaşımdan sanayi burjuvazisine kar, diğer iki katmana ise faiz ve rant düşüyordu. Belki bir ek yapmalı ve burjuvazinin bu üç katmanının artı değerin siyasi kişi, kurum ve makamlara yedirdikleri kısmını da rüşvet olarak tanımlamalıyız.

Kapitalist artı değer sömürüsü adlı adınca hırsızlıktır, yolsuzluktur. Düşünsenize patronlar, fabrikaların mülkiyeti kendilerinde diye, işçinin emeğinin bir kısmına kar olarak el koymayı hakları görüyorlar. Mülkiyet ne ki: Birikmiş hırsızlık.

Kapitalizmde işçinin üretmediği tek bir şey yoktur. Üretimi işçi sınıfı gerçekleştirir, burjuvazi ise yalnızca asalak bir yapıdır. Bir başkasının varlığına el koymak hırsızlıksa kapitalist düzen hırsızlığın dik alasıdır. Rüşvet ise buradan siyasinin payına düşen.

Aşağıdaki iki grafik dünyada ve Türkiye’de hırsızlığı gösteriyor. ABD ve Avrupa ülkelerinin içinde yer aldığı merkez ülkeler gelişmişlik ve demokrasi bakımından örnek olarak gösterilirler. Fransa ve İngiltere’de en tepedeki %1’lik nüfus dilimi toplam gelirin %14’ünü, ABD’de ise %20’den fazlasını alıyor. Gelir bu denli eşitsiz dağılıyorken, karar hakkının eşit dağıldığı nasıl iddia edilebilir? Ya da bu nasıl bir demokrasidir ki kaynakların bu kadar büyük kısmını küçük bir azınlığa teslim eder?

Türkiye’de ise durum beklendiği gibi daha da vahim. 2016 itibariyle tepedeki %1’in gelirden aldığı pay %23.4 ve alttaki %50’nin payı ise yalnızca %14.6. Yani tepedeki %1 toplumun yarısının gelirinin neredeyse iki katı kadar gelire sahip. Söz konusu eşitsizliğin yıllar içinde artma eğilimi gösteriyor olması ise ekonomik ve mali krizlerin eşitsizlikleri derinleştirici etkisini ortaya koyuyor yalnızca.

Hiç kimse kapitalist düzen yıkılmadan sömürünün ve bağlantılı olarak gelişen yolsuzluk ve rüşvetin ortadan kalkmasını beklemesin.

İlker Belek - soL Haber

Grafik: Değişik ülkelerde tepedeki %1’in gelirden aldığı payın değişimi
Grafik: Türkiye’deki tepedeki %1 ile alttaki %50’nin gelirden aldıkları payların değişimi

Grafikler için kaynak: http://wid.world/country/turkey/



.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder